Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Optimal İnsan Paradoksu: Her Şeyi Verimleştirdikçe Neyi Yitiriyoruz?

24 Mart 2026 • 08:00 Sefa Mağat 33

Yahu, bir “optimal insan” diye tutturdular, düşündükçe deliriyorum ben ha. Sanki hayatı bir Excel tablosuna sığdırmaya çalışıyorlar gibi değil mi? Her şey ölçülebilir olsun, her şey verimli olsun. Sabah kaçta kalktın, kaç kalori yedin, kaç adım attın, o adım kaç litre oksijen harcadı, o oksijen ne kadar karbon salımına sebep oldu… Yok ya, bu ne böyle? Sanki hepimiz birer robot prototipi gibi, sürekli bir güncelleme bekliyoruz. Şey gibi, hani telefonlar var ya, sürekli bir yeni versiyon çıkar, ‘performansı arttırdık, pil ömrünü optimize ettik’ diye. İnsan da mı böyle bir şey yani?

Verimlilik Fetişizmi ve O Kayıp Giderler

Bak şimdi, geçenlerde bir belgesel izledim, daha doğrusu takıldı gözüm bir sahnesine, yaban hayvanları üzerineydi falan. Bir ceylan kaçıyor aslandan, can havliyle, orası burası kan revan içinde, hayatta kalma derdinde. O sırada aklıma geldi bu optimal insan zırvası. Yani o ceylanın o anki eylemini, kaçışını falan “optimal performans” diye mi değerlendireceğiz? Yok, o sadece hayatta kalmaya çalışıyor, içgüdüsel, spontane bir tepki. Ama biz? Bizim her tepkimiz, her adımımız, her kararımız ille de bir sonuca varacak, ille de bir fayda sağlayacak. Yoksa boşuna gitmiş sayılıyor. Öyle değil mi? Sanki hayat bir proje yönetimi tablosu, her sütun bir KPI, her satır bir görev. Bitir, tik at, ilerle. E nereye kadar?

Şimdi mesela, haftanın bilmem kaç günü spor yapacaksın, bilmem kaç dakika meditasyon yapacaksın, şu kitabı okuyacaksın, o dil kursuna yazılacaksın, Network yapacaksın, kişisel gelişim zamazingolarına katılacaksın, kariyerinde sıçrayacaksın, sosyal çevrende popüler olacaksın, sevgilinle kaliteli zaman geçireceksin ki bu “kaliteli zaman” da ne demekse artık, muhtemelen orada da bir optimum formül peşindelerdir. Sanki iki insan yan yana oturup sadece susup çay içemezmiş gibi. İlla bir şeyler konuşulacak, bir şeyler paylaşılacak, bir aktivite yapılacak falan. Oysa bazen insan sadece var olmak ister yanında, sessizce, öyle değil mi.

Ya da mesela yemek yemek! Aman Allah’ım! Eskiden, hani öyle pek düşünmezdi insanlar ne yediklerini, canın ne isterse, bulduğunu yerdin. E tabii şimdi o da bir bilim dalı oldu. Şunu yeme, bunu ye, şunun proteini az, şunun karbonhidratı çok, bunun glisemik indeksi şöyle, falan filan. Tabağına bakıyorsun, sanki laboratuvar örneği inceliyorsun. Tadına bakmaya vaktin bile kalmıyor, çünkü anında o beynin “optimal gıda denetçisi” devreye giriyor, ‘hmm, bu kalori fazla, bu vitamin eksik’. Yok ya, benim canım bazen dümdüz patates kızartması ister, öyle hani sosuna banıp yediğin, yağlı yağlı. Belki de o an ruhumun ihtiyacı odur, ne bileyim. Ama yok, o da yasaklı listesinde, “verimsiz”, “zararlı”. E her şeyi verimli hale getirdikçe hayatın tadını da yitirmiyor muyuz biraz. Yani o anın kendiliğindenliğinin, o “oh be!” anlarının kıymetini…

A close-up, slightly blurry shot of a person's hand reaching for a greasy french fry, with a half-eaten burger in the background, a faint smile on their face, implying a moment of pure, unoptimized pleasure.

Şey, bu arada dün markete gitmiştim. Hani böyle en uygun fiyata, en taze sebzeyi almak için, ben de bir nevi verim peşindeyim galiba, düşündüm de şimdi. Domatesleri seçerken aklıma geldi. Her birini sıkıp kokluyorum, en güzelini, en kırmızısını bulmaya çalışıyorum. Aslında o an fark ettim, hani hayatın kendisi de böyle küçük optimal anlar peşinde miyiz acaba? Ama fark var tabii. Ben o domatesi seçerken keyif alıyorum, kokusu hoşuma gidiyor. Ama bu genel “optimal insan” mevzusu biraz ruhsuz geliyor bana, böyle bir şeyleri kaçırıyormuşuz gibi…

Bazıları der ki, “Ama Sefa, sağlığımız için bu gerekli, uzun yaşamak için, başarılı olmak için!” Haklılar belki, ne bileyim. Uzun yaşayalım eyvallah da, o uzun yaşamın içinde kaç tane “anlamsız” ama paha biçilmez anımız olacak? Yani, mesela bir pazar sabahı yataktan kalkmak istememek, öylece tavanı izlemek. Ya da canının sıkıntısından pencereden dışarı bakıp durmak, hiçbir şey düşünmeden. İşte bunlar optimal mi? Değil tabii. Verimsizliğin daniskası. Ama işte o “verimsizlik” anları değil mi, bazen hayatın gerçek tuzu biberi, o hani omuzlarından yükü alıp, “işte bu” dedirten anlar?

Hani bir de sosyal medyada herkesin mükemmel hayatları var ya, o da bu optimal insan hevesinin bir uzantısı bence. Herkes en fit haliyle, en egzotik tatilde, en lezzetli organik yemeği yerken. Sürekli bir yarış hali. Sürekli ‘daha iyi olmalıyım’ baskısı. Sanki kusurlu olmak yasak. Ayıp. Sanki insanız, evet, hata yaparız, yoruluruz, bazen hiçbir şey yapmak istemeyiz, bazen sadece canımız sıkılır, bazen de saçmalarız. Bunlar insan olmanın parçası değil mi yahu?

Bir keresinde çocukluk arkadaşımla oturuyoruz, yıllar sonra denk geldik, öyle sohbet ediyoruz falan. O anlatıyor, işi, kariyeri, çocuğu, hepsi tıkır tıkır, her şeyi optimize etmiş. Her anı dolu, her anı planlı. Ben de dinliyorum, böyle ‘vay be’ diyorum içimden, adam her şeyi başarmış gibi. Sonra bir ara, böyle bir an durdu, derin bir nefes aldı ve dedi ki, “Ama yorgunum be Sefa, çok yorgun.” İşte o an anladım, o dışarıdan görünen “optimal” tablonun altında nasıl bir ezilmişlik yattığını. O an, o yorgunluk, o “verimsiz” duygusal hal, bence onun optimal insan projesindeki en “gerçek” kısımdı. Yani o maskeler düşünce ortaya çıkan gerçek insan.

A person sitting alone on a park bench, looking distant, perhaps tired, despite a sunny day around them. Their posture is slumped, suggesting a moment of quiet reflection or exhaustion amidst a bustling background.

Ya da ne bileyim, geçen bir film izledim. Hani ne önemi var şimdi isminin falan ama. Karakterlerden biri böyle deli gibi çalışıyor, hep bir hedefleri var, hep daha fazlasını istiyor. En sonunda istediği her şeye ulaşıyor ama bir bakıyor ki, etrafında kimse kalmamış, tek başına. Parası var, kariyeri var, ama ne bir dostu var ne de anımsayacak keyifli bir şeyi. Hep bir sonraki adıma odaklanmaktan, o anın içindeki küçük güzellikleri ıskalamış. Acaba biz de mi böyleyiz? Sürekli geleceği optimize etmeye çalışırken, bugünün o karmaşık, dağınık, belki de tam da bu yüzden güzel olan gerçekliğini kaçırıyoruz?

Hani böyle, pazar sabahı hiçbir şey düşünmeden, sadece kahvaltı masasında, çayın buharına dalıp gitmek gibi bir şey var ya. Hiçbir faydası yok, hiçbir çıktısı yok. Ama ruhu besliyor. Varlığın o kendiliğinden hali, bir nevi “boş zaman” bile değil, çünkü o “boşluk” bile bir verimlilik beklentisiyle tasarlanıyor artık. “Boş zamanını verimli değerlendir” gibi saçma sapan sloganlar var. Hani durmak, sadece durmak… O ne olacak peki?

Bu optimal insan zırvalığı, sanki bizi tek tip bir kalıba sokmaya çalışıyor, değil mi? Herkes aynı mükemmel rotayı izlesin, aynı hedeflere koşsun, aynı “doğru” şeyleri yapsın. Ama hayat o kadar tekdüze değil ki, baksanıza. Her birimiz ayrı bir dağınıklık, ayrı bir kaos, ayrı bir bilinmezlik. Ve bence tam da bu yüzden güzeliz. Bu yüzden gerçekiz. O “verimsiz” yanlarımız, o “spontane” tepkilerimiz, o “mantıksız” kararlarımız bizi biz yapan şeyler.

A messy artist's studio, paint splatters everywhere, brushes scattered, half-finished canvases, but with a vibrant light streaming in from a window, suggesting creativity and spontaneous energy rather than order.

Yoksa ne bileyim, bir gün uyanıp, “Bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyor.” dediğimizde, bunu bir başarısızlık olarak mı göreceğiz? Bir “optimal” olmayan durum olarak mı işaretleyeceğiz kendi kişisel performans raporumuzda. Ben, şahsen, öyle görmek istemiyorum. Bazen canımın hiçbir şey yapmak istememesi de insan olmanın bir parçasıdır. Ve belki de o an, o boşlukta, o verimsizlikte, en doğru cevaplar gelir insanın aklına, ne dersiniz.

Boş verin ya, gitsin. Bırakın biraz dağınık kalsın hayat. Bırakın bazı şeyler verimsiz olsun, ne olacak sanki. Bir çay daha koyayım ben kendime en iyisi.

E-Posta
Sefa Mağat
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x