Shopping cart

Patron Koltuğu, Patronlardan haberleri, yaşama dair haberleri, teknoloji, sağlık ve bir çok kategoride haberleri size ulaştırmak için sizlere hizmet vermektedir.

PatronPatron

Akıllı Makinelerin Sırrı: Veri Etiketleyen Eller

19 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 6

Yapay zeka dediğimiz şey var ya hani. Böyle ‘oha, süper zeki’ falan diye baktığımız. Biliyor musun, aslında tam bir illüzyon. Yok ya, ne alaka şimdi ‘illüzyon’ demek belki de biraz ağır ama, şey, yani ne bileyim…

Etiketli Gerçekler

Şimdi mesela o ‘akıllı’ dediğimiz sistemler var ya. Bir görselleri tanıyor, bir metinleri anlıyor, sesli asistanlar ‘Alo Memduh, çay demleyeyim mi?’ diye soruyor falan. Sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi. Ama arkasında ne var biliyor musun? Onu ben sana anlatayım. Ekran başında oturan bir sürü insan, evet evet doğru duydun, insan. Ben geçenlerde bir belgeselde gördüm, Hindistan’da falan böyle. Bir odada yüzlerce kişi, bilgisayar başında. Ekranda kedi fotoğrafları geçiyor, “Bu kedi mi, değil mi?” diye işaretliyorlar. Ya da trafik ışığı, araba, yaya… Deli işi!

Hani bir ara benim lise arkadaşı vardı, Kemal. Yazları amcasının muhasebe bürosunda çalışırdı. Bütün gün fatura girerdi sisteme, sayıları kontrol eder, tek tek. Sıkıntıdan patlardı çocuk. İşte bu durum, onun yüz katı falan bir sıkıcılık seviyesi, ama küresel çapta.

Yapay zekanın “zeki” tarafı aslında o titiz, ince işçilikle, bıkmadan usanmadan etiketlenen verilerle besleniyor. O devasa algoritmalar, evet, harikalar yaratıyor kağıt üzerinde, kabul. Ama o “parlak algoritmaların” parlamasını sağlayan ne peki? İşte o, o veri etiketleyen, kategorize eden, doğrulayan görünmez ordu. Bir nevi dijital “sweatshop” yani. Kulağa kötü geliyor değil mi? Ne bileyim, bana öyle geliyor. Düşük ücretli insan emeğiyle besleniyor bu “zekanın” yanılsaması. Geçen bir yerde okudum, bir saatlik çalışmaya üç beş dolar falan veriyorlarmış bazı yerlerde. Ya da daha azını! Ne diyeyim şimdi ben buna, vicdanın rahat mı senin?

Bu konuyu ilk öğrendiğimde, böyle, geçen hafta falan, kahve içiyordum bizim ofisin mutfağında. Soğuk olmuştu kahve, o an düşündüm. Acaba benim telefondaki yüz tanıma da mı öyle, hani milyonlarca insanın yüzünü işaretleyerek mi öğrenmiş beni tanımayı? Hadi canım, bu kadar da olmaz dedim kendi kendime. Ama sonra düşündüm, olur mu olur. Teknoloji dünyası bu, her şey beklenir. Biz burada akıllı telefonlarımızın keyfini sürerken, millet oralarda tıkır tıkır tıklıyor, çiziyor, işaretliyor. Evrenin sırrı falan değil bu, daha çok soğumuş çay tadındaki gerçekler gibi bir şey, acı yani biraz da.

İşin etik tarafı ne peki? Hadi diyelim “iş yaratıyor” diye savunanlar var. Evet, kabul, iş yaratıyor. Ama nasıl bir iş? Kölelik gibi değil mi? Tekrarlayan, sıkıcı, yaratıcılıktan uzak, ruhunu emen bir iş. Ve en önemlisi, değeri asla tam olarak ödenmeyen bir iş. Zaten kimsenin umrunda da değil gibi, yani öyle hissediyorum ben. Herkes “yapay zeka gelecek, her şeyi değiştirecek” diye coşarken, kimse o yapay zekanın aslında kimin sırtından yükseldiğini sormuyor. Şey, ya da sormak istemiyor diyelim.

A dimly lit room with rows of people sitting at computers, all staring intently at their screens, some wearing headsets. The mood is one of quiet, monotonous labor.

Ben bir ara, hani bu gençken bilgisayar oyunlarına takmıştım. Bir oyunda bir görevi tamamlaman için sürekli aynı şeyi yapman gerekiyordu, böyle saatlerce. Sanki bir böcek gibi aynı döngüde dönüp duruyordum. O zaman demiştim ki, “Bir daha asla böyle aptalca bir görevi yapmam.” Ama şimdi bakıyorum da, milyonlarca insan, her gün, her saat, benim o zamanlar nefret ettiğimden çok daha aptalca ve tekrarlayan görevleri yapıyor, sadece bir kaç kuruş için. Ve bu, bildiğimiz kadarıyla, bizim geleceğimizi şekillendirecek olan yapay zekanın yapı taşları. Düşünürken midem bulanıyor yemin ederim.

Bir de şu var. Diyelim ki bu insanlar bu işi yapmıyorlar. O zaman yapay zeka nasıl öğrenecek? Hiç mi öğrenmeyecek? Ya da bu işi yapacak başka bir yol bulunur mu? Robotlar mı yapacak bu veri etiketleme işini? Hani robotlar her şeyi devralacaktı, işleri bizden çalacaktı. Şimdi bakıyoruz da, robotların “öğrenmesi” için bile insanlara ihtiyaç var. Sanki bir paradox gibi. Ironik değil mi? Bizim yazdığımız kodlar, yarattığımız bu ‘zeki’ canavarlar, hâlâ en temel düzeyde insan emeğine bağımlı.

Yazılımcı milletiyiz biz, bilirim. Kendi kodumuzu bazen saatlerce debugger’da inceleriz, küçücük bir bug için. O an o kadar sinir bozucudur ki, ekrana yumruk atasım gelir. Ama sonra bulursun o hatayı, oh be dersin. Bir zafer anı. Peki bu insanlar? Ne gibi bir zaferleri var? Bir kediyi doğru etiketlediklerinde mi? Bir trafik ışığını hatasız çerçevelediklerinde mi? Belki de bu da bir tür zaferdir onlar için, kim bilir.

A close-up shot of a person's hand, worn and slightly calloused, meticulously dragging a digital bounding box around an object on a computer screen, perhaps an image of a stop sign.

Yani ne bileyim, bu teknoloji dediğimiz şeyin böyle parlak, steril, geleceğin koktuğunu düşünürdük hep. Hani filmlerde falan öyle gösteriyorlardı. Robotlar uçuşuyor, hologramlar, her şey pürüzsüz. Ama gerçekler öyle değil işte. Gerçekler biraz daha, şey, hani tozlu bir deponun köşesinde, az ışıklı bir odada gizli gibi. Ve o deponun köşesinde insanlar var, ekrana bakıyorlar, durmadan, yorulmadan, bazen uykusuzluktan gözleri kızarmış. Bilgisayar ekranlarının o mavi ışığı yüzlerine vuruyor, onlar da ‘evet’ ya da ‘hayır’ tuşuna basıyorlar. Ya da o fareyle bir şeyler çiziyorlar. Sıkıcı, değil mi?

Peki bu neye mal oluyor? Ekonomik bedeli tabii ki düşük ücretler, sömürü falan. Ama etik bedeli? İnsan onuru, değeri? Gelecekteki yapay zeka sistemleri daha mı “insancıl” olacak peki? Yoksa bu döngü daha da mı büyüyecek? Şey, daha da mı kötüleşecek? Bilmiyorum. Cidden bilmiyorum. Kimse de sormuyor sanki.

A split image: on one side, a sleek, futuristic AI robot; on the other, a blurry, slightly out-of-focus image of a hand pressing a key on a cheap, old keyboard.

Hani bir de ben bu yapay zeka olaylarını severim. Yeni çıkan aletleri incelerim. Şey, mesela geçen yeni bir kulaklık geldi. Ses kalitesi falan harika, işte yapay zeka destekli gürültü engelleme diyorlar. Ben de diyorum ki, ‘Vay be!’ Ama sonra aklıma geliyor, acaba bu ‘yapay zeka destekli’ dedikleri şeyin ne kadarı gerçekten makine öğrenmesi, ne kadarı da işte o arkadaki ‘görünmez ordu’nun yaptığı işler? Hep bir şüphe… Neyse, insan düşünüyor işte. Ben de gidip bir çay koyayım kendime en iyisi…

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x