Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • İnternet’in Kapıcıları: Veri Akışının Yeni Hükümdarları

İnternet’in Kapıcıları: Veri Akışının Yeni Hükümdarları

05 Mart 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 2

İnternet’in Kapıcıları

Hani bir hayaldi ya internet, özgürlük falan filan. Merkeziyetsiz, kimsenin elinde olmayan, bilginin akıp gittiği bir nehir. Güldürmeyin beni ne olur. Şaka gibi, böyle, yıllardır anlattığımız masallar falan, hepsi yalan dolan çıktı galiba, ya da biz öyle sanmışız di mi? Yok ya aslında tam tersi, baştan beri belliydi belki de, biz görmek istemedik.

Bakın arkadaşlar, şimdi bu veri akışı meselesi var ya, hani o bizim her gün deli gibi kullandığımız, sosyal medyadan tutun da o anlamsız kedili videolara kadar, o anki ruh halime göre değişen ama bir şekilde bağlandığımız her şey… Hepsi bir yerden geçmek zorunda değil mi? Geçiyor. Peki kimin kapısından geçiyor bu??

DNS sunucuları. Bulut devleri. Bir avuç şirket. Amazon, Google, Microsoft, Cloudflare falan filan uzayıp gider bu liste yani neyse. Bu herifler oturdukları yerden tüm o koskoca interneti tutuyorlar ellerinde. Geçen gün ben bir tane DNS ayarlaması yapmaya çalışırken kendi bilgisayarımda, o an dank etti aklıma, böyle şimşek çaktı kafamda resmen, yani hani her şey ne kadar basitmiş ama biz nasıl da görmemişiz.

Bir an şöyle bir durdum, ekrana boş boş baktım. Benim çay da soğumuştu, soğuk çay tadında bir gerçekle yüzleştim. Bilgisayarların dili bu ya. 0’lar 1’ler. Adresler. Hani o ev adresimiz gibi, bir yerlere gitmek için kullandığımız posta kodu misali. İnternetteki her şeyin de bir adresi var, değil mi? İşte o adresleri bize kim gösteriyor? Kim tercüme ediyor? O DNS’ler! Ya da en basitinden, siteleri host eden bulut devleri. Sunucuları kimin elindeyse o kral. Kral değil mi?? Kral tabii ki.

Bu sadece, şey, teknik bir detay falan değil he. Sakın öyle basit düşünmeyin. Bu bambaşka bir şey. Bunun adı, sansür! Evet bildiğimiz sansür. Canları istemedi mi? Bir düğmeye basıp “Hop, burası kapanacak!” diyebilirler. Siber güvenlik desen? Yani hani birisi bizim verilerimize falan erişirse ne olacak? Bu kadar büyük bir güç bu adamlara neden verildi anlamadım ki! Ya da biz mi verdik, istemeden.

Geçenlerde bir tane eski, tuhaf bir modem bulmuştum dolabın dibinde. Hani şu antenleri falan olanlardan, Wi-Fi’ın ilk çıktığı zamanlardan kalma. Ona bakarken düşündüm. O zamanlar her şey daha “amatör”dü sanki. Daha “bizimdi”. Şimdi her şey o kadar profesyonelleşti, o kadar devleşti ki, biz sadece küçük bir dişli olduk o büyük çarkta. Dişli bile değiliz ya, belki de sadece çarkın dönüşünü izleyen birer seyirci… Belki de haklılardır, bilmiyorum.

Bu durum, internetin geleceği için yeni bir diktatörlüğün ayak sesleri, ben size söyleyeyim. Kimse kusura bakmasın ama bu bildiğin, yeni bir egemenlik kurma şekli. Eskiden topraklar vardı, madenler vardı, petrol kuyuları falan. Şimdi ne var? Veri akışının geçtiği yollar var. Hani coğrafyada öğrendik ya, boğazlar, kanallar, stratejik noktalar… İşte aynısı. Ama dijitalde.

Mülkiyetin yeni tanımı bu bence, hem de açık açık. Verinin kendisi mi? Hayır! Verinin geçiş yolu! Bakınız, bir paket bilginin A noktasından B noktasına gitmesi için geçmek zorunda olduğu o yollar, o kapılar, o köprüler var ya, asıl mülkiyet orada işte. Oraya hükmeden her şeye hükmeder. Ne alaka şimdi diyorsunuz belki ama aslında çok alakası var. Düşünün bir, sizin gönderdiğiniz bir mail, bir fotoğraf, banka işleminiz, en mahrem konuşmalarınız… Hepsi bir yerden geçiyor ve o geçiş noktasını kontrol eden birileri var. Çok korkunç bir düşünce bu, gerçekten.

A complex network of glowing data streams converging into a single, massive, centralized server room, depicted with towering racks of servers and intricate cabling, emphasizing control and bottleneck.

Yani şimdi bu şirketler, hani bize “özgür internet, herkese eşit erişim” falan filan diye pazarladılar ya… Kandırıldık mı acaba? Ya da vazgeçtim, öyle değil, belki de onlar da farkında değildi ilk başta, sonra işler büyüdükçe, bu devasa altyapı ihtiyaçları ortaya çıktıkça mecburen mi böyle oldu? Yani ben bir yazılımcı olarak anlarım o altyapının ne kadar karmaşık ve pahalı bir şey olduğunu. Küçücük bir siteyi ayakta tutmak bile bazen insanı deli edebilir, ağzından girip burnundan çıkar teknik sorunlar. E tüm interneti ayakta tutmak… Bu kadar gücü, bir avuç şirketin eline vermek kaçınılmaz mıydı? Kaçınılmazdı, kaçınılmazdı…

Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu büyük market zincirleri küçük bakkalları yuttu ya. Aynı şey. Dijital bakkallar da yutuluyor. Yani sonuçta, evet, hizmet kalitesi artıyor, hızlanıyor falan ama bedeli ne? Tekelleşme. Kontrol. Özgürlüğün rafa kalkması. O yüzden hani ben mesela yeni bir akıllı telefon alırken bile, hangi bulut servislerini kullanıyor, hangi DNS’i öneriyor, bunları artık daha çok inceliyorum. Eskiden sadece işlemcisine, kamerasına bakardım, şimdi yok arkadaş, kapıcı kim ona bakıyorum.

A stylized illustration of a digital lock and key, with data flowing through the keyhole, symbolizing control over information access. The key is held by an unseen, giant hand, suggesting corporate power.

Şey, düşünsenize, bir gün birisi dese ki, “Memduh, senin yazılarını yayınlamayacağım, çünkü benim DNS’imden geçiyor, benim bulutumda duruyor.” Ne yapacağım ben? Gidip kendi sunucumu mu kuracağım Mars’a falan? Ya da kendi DNS’imi mi çalıştıracağım? Çok saçma değil mi ya! Ama bu kadar basit işte. Güç, artık el değiştirdi. Veriyi üreten biziz, ama o verinin akışını kontrol edenler başkası. Çok ironik. Çok acı.

Bazen düşünüyorum, hani bu büyük firmaların içindeki mühendisler falan… Onlar da görüyor mudur bu durumu? Yoksa sadece kodlarını yazıp geçiyorlar mı? Bilinçli bir tercih mi bu? Ya da sadece işlerini mi yapıyorlar? Hani bir filmler olur ya, “kötü adam” aslında kendince haklıdır falan. Acaba burada da öyle bir durum mu var? Aman, kimin umurunda…

Yani internet dediğin şey, bir zamanlar böyle serbest bir otoyoldu, şimdi ise her çıkışında gişe olan, her köşesinde bekçi dikilen bir otoban. Ve o gişelerin parası kime gidiyor, o bekçilere kim emir veriyor, orası asıl mesele. İnternet özgür mü? Kesinlikle değil artık. Artık birileri internete kapıcılık yapıyor. Ve ne hikmetse, o kapıcılara biz ödeme yapıyoruz, hem de her şeyimizle…

A digital representation of a human eye, with lines of code and data streams flowing out of its pupil, illustrating the constant outflow of personal information and its journey through controlled digital pathways.

Ne kadar berbat bir durum ya, gerçekten. Geçen gün bir makale okudum, hani bu yeni web3 falan filan projeleri var ya, onlar da bu merkeziyetsizlik rüyasını tekrar canlandırmaya çalışıyorlar güya… Ama ne kadar başarılı olurlar, ne kadar gerçekçi bu, bilmiyorum. Bir yandan da diyorum ki, belki de bu işin fıtratı bu. Her şey merkezileşmeye mahkum. Hani insan doğası gibi bir şey belki de, her zaman bir lider, bir otorite arıyoruz… Ama bu kadar görünmez, bu kadar sinsi bir otorite olunca insan iyice kafayı yiyor.

Neyse, gideyim bir çay koyayım en iyisi. Belki soğuk su iyi gelir kafamı toplamama, belki de hiç toplanmaz ki, ne olacak sanki…

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x