Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Sürtünmesiz Konfor: Beynin Temel İsteği mi, Yeni Esaret mi?

25 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 72

Sürtünmesiz Konfor: Beynin Temel İsteği mi, Yeni Esaret mi?

Şimdi bakın ben size bir şey söyleyeyim mi o meşhur sürtünmesiz konfor meselesi var ya hani her şey tıkırında akacak sen hiç düşünmeyeceksin bile ya o aslında beynin en temel isteği olabilir mi acaba böyle derinlemesine bir rahatlık falan filan çünkü düşünsenize sürekli bir şeylerle uğraşıyoruz bir yerlere takılıyoruz bir hata veriyor uygulama ya da o şifreyi hatırlayamıyoruz aman tanrım geçen başıma geldi de anlatamam sana bankanın mobil uygulaması var di mi ama neyse şimdi onu açtım diyelim sonra diyor ki şifre yanlış üç defa denedim hala yanlış sonra diyorum ki eyvah ben ne yapacağım sonra bir şeyler bir şeyler sonra neyse düzeldi ama o anki o sürtünme o takılma hissi o sinir bozukluğu var ya hani insanı çileden çıkarıyor. İşte belki de modern hayatın bize sunduğu o “her şey pürüzsüz olsun” vaadi aslında o yüzden bu kadar cazip geliyor bize.

Ya da diyorum kendime ki belki de değil. Belki de bizi tembelliğe mahkûm eden yeni bir esaret bu. Böyle ince ince işlenmiş, gözümüzün içine soka soka “rahatla” denen bir çeşit kölelik sistemi. Geçenlerde yeni çıkan bir akıllı saati inceliyordum özellikleri falan filan baya iyi hani diyorsun ki vay be ne kadar teknolojik ne kadar işlevsel ama sonra düşündüm. Ne kadarını gerçekten kullanacağım ben bunların? Ne kadarını kullanırsam hayatım daha iyi olacak da, ne kadarını kullanmazsam bir şeyler eksik kalacak. Yani düşünsene sabah alarm çalıyor saat otomatik hava durumunu söylüyor kahven makine de hazır falan filan ve sen hiçbir şeye dokunmadan uyanıyorsun ve güne başlıyorsun. Ne kadar muazzam bir görüntü değil mi? Hani cennet tasviri gibi. Ama o sırada beyin ne yapıyor? O da mı sürtünmesiz bir modda çalışıyor? Yani hiç mi zorlanmıyor? Hiç mi kendi karar verme kaslarını çalıştırmıyor? Bilmiyorum.

A person sitting in a futuristic, sleek armchair, wearing VR goggles, with holographic interfaces floating around them, looking completely relaxed and disengaged from the physical world. The colors are muted and calm, emphasizing effortlessness.

Bak şimdi. Çocukluğumuzda hani bir şey bozulunca babalarımız dedelerimiz açar karıştırırdı ya işte tornavidayla kurcalardı falan filan. Bir şeyin tamir edilmesi bir problem çözme süreciydi aslında. O sürtünme o direniş o tamir etme çabası bir öğrenme süreciydi bence. Şimdi ne var? Bozuldu mu hop yenisini al ya da servis çağırsana Memduh uğraşma hiç. E peki o arada beynimiz ne öğreniyor? Sadece tüketmeyi mi? Sadece şikayet etmeyi mi? Yahu geçen benim klavyenin bir tuşu bozuldu. Bilgisayar mühendisiyim ben hani teknik bir adamım az çok anlarım di mi? Ama yok, üşendim kurcalamaya. Gittim yeni klavye aldım. Eski klavye hâlâ çekmecede duruyor, böyle hani “beni niye tamir etmedin” der gibi bakıyor bana. O anda anladım işte. Ben de o sisteme yenik düşmüşüm meğerse.

Şey diyorlar, hani insanlar zaten tembeldir, beyin de en az enerjiyi harcayacak yolu seçer. Doğru. Kısmen doğru ama. Yani hep mi böyle olacak? Hiç mi zorlamayacağız kendimizi? Beyin dediğin kas gibi değil mi biraz da. Çalıştıkça gelişir zorlandıkça güçlenir. E şimdi biz bunu tamamen sürtünmesiz bir alana koyarsak ne olacak? Böyle püre gibi mi olacak beyinler? Böyle hani o lezzetli yemekleri yedikten sonra oluşan “şimdi kıpırdayamam” hissi var ya, işte öyle bir şeye mi dönüşecek her şey? Yok ya. Saçmalık. Öyle olmaz. Olmamalı.

Aslında ben bir yanım o sürtünmesiz akışa bayılıyor hani kabul edeyim şimdi. Özellikle bir yazılımcı olarak hatasız çalışan bir sistem görmek o kadar nadir ki. Bir kod yazarsın çalışır tıkır tıkır böyle hiç hata vermez sanki sihir gibi ya ne bileyim böyle kusursuz bir algoritma hani insan böyle bir derin nefes alır “oh be” der. Ama o kusursuzluğa ulaşmak için de ne kadar sürtünmeyle uğraşıyoruz değil mi? Saatlerce hata ayıklamak günler süren denemeler falan. İşte o yüzden o sürtünmesizlik hissine bir kere ulaştın mı bağımlılık yapıyor. Tıpkı yeni bir cep telefonu alıp kutusundan ilk çıkardığında o hissettiğin hafiflik gibi. O ilk açılış o pürüzsüz arayüz. Müthiş bir şey. Sonra ne oluyor ama? Yüklüyorsun aplikasyonları yavaşlıyor takılmaya başlıyor hani o ilk sürtünmesiz anın büyüsü bir anda yok oluyor.

A person looking intently at a cluttered desk filled with old gadgets, wires, circuit boards, and open toolboxes, symbolizing a struggle with technology or the act of repairing.

İşte tam da bu yüzden diyorum ki o “sürekli akış” vaadi aslında bir tuzak. Yani bize diyor ki “sen düşünme biz senin yerine düşünürüz”. “Sen uğraşma biz senin yerine yaparız”. E ne oldu o zaman? Bütün o yaratıcılık bütün o problem çözme yeteneği nereye gitti? Belki de bu yüzden, hani insanlar son dönemde daha bir gergin daha bir tahammülsüz oluyorlar. Çünkü en ufak bir sürtünmeye bile alışık değiller. Geçen markette sıra beklerken bir adamcağızın POS makinesi okumadı kartını ve adam resmen çıldırdı ya hani sanki dünyanın sonu gelmiş gibi. Normalde böyle bir şey olsa ne deriz “neyse sağlık olsun tekrar deneriz” falan filan. Ama yok. O anki o sürtünme o küçük aksaklık bile insanı feci irite ediyor. Çünkü beynimiz artık o “sıfır sürtünme” moduna ayarlı. Sürekli akış istiyor sürekli pürüzsüzlük istiyor.

Peki ya sonra ne olacak? Her şey o kadar kolay olunca, hiçbir şey için çaba sarf etmeyince gerçekten mutlu olacak mıyız? O hazzı alacak mıyız? Hani o bir oyunu zorlanarak bitirmenin verdiği tatmin var ya da ne bileyim bir şeyi kendi ellerinle yapıp başardığında hissettiğin o gurur. İşte o sürtünmelerin sonunda gelen zafer tadı başka bir şey. Bu yeni dünya bize diyor ki “uğraşma”. Uğraşmadan gelen bir konfor ne kadar konforlu olabilir ki? Bir yanım diyor ki Memduh sen de çok abartıyorsun hani teknoloji gelişiyor hayat kolaylaşıyor ne var bunda. Diğer yanım da diyor ki Memduh uyan bunlar seni uyutmaya çalışıyorlar. Ya da vazgeçtim belki de ikisi de değil. Belki de bu sadece insan olmanın bir parçasıdır hani sürekli bir ikilem içinde yaşamak iyi mi kötü mü diye sorgulamak. Bir yandan konforu isterken bir yandan da onun bedelini düşünmek. Sanki böyle zihnimin içinde bir ping-pong maçı dönüyor sürekli.

A surreal depiction of a brain trying to push a giant, smooth, frictionless sphere up a gentle incline, but it keeps sliding back down effortlessly, symbolizing the lack of challenge and the ease of modern life.

Neyse ama hani o temel isteğimiz dediğimiz şey aslında en büyük zaafımız olmasın? Bizi zayıflatan bir konfor değil mi bu? Yani bir uygulama tek tıkla her şeyi hallederken biz ne yapıyoruz? Sadece izliyoruz. Hani eskiden bir derdin olurdu oturur düşünürdün saatlerce ya da birine danışırdın şimdi ne var? Hop yapay zekaya sor o sana hemen cevabı verir ne uğraşacaksın. E bu sürtünmesiz bilgi akışı da bizi daha mı zeki yapıyor yoksa daha mı tembel? Bence ikincisi. Çok net.

O yüzden ben bazen bilerek eski usul şeyler yapıyorum hani sırf o sürtünmeyi hissetmek için. Mesela kâğıda not alıyorum böyle karman çorman sonra onu temize çekerken beynim çalışıyor ya da ne bileyim bir şeyi elle yazıyorum bir yerlere kaydediyorum hani o dijitalin o anında kaydetme kolaylığının dışına çıkmak için. Farklı bir kafa bu ya. Yani ben eski klavyeyi tamir edeyim mi şimdi? Dur bakalım bi düşüneyim… Yok ya çok üşendim şimdi. Neyse gidip bir çay koyayım en iyisi

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x