Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Blockchain’in Perdesi: Merkeziyetsizlik Değil, Yeni Ağalar

22 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 53

Yine aynı mevzu hani. Her köşe yazısı mevzusu aynı ya aslında şey; bir umut pompalanır sonra da balon patlar. Web3, blockchain, efendim dağıtık defterler. Ne kadar havalı duruyor kulağa, değil mi? Merkeziyetsizlik diyorlar, özgürlük diyorlar, eski köle zincirlerini kırıyoruz masalları… Ben de bir ara inandım sanki biraz. Ya da inanmak istedim, bilgisayarların başına oturup gecelerce kod yazarken hep o hayal vardı kafamda, bambaşka bir dünya kuracağız falan.

Ama ne oldu? Yine aynı tas aynı hamam, sadece kılığı değişmiş, daha parlak daha ‘dijital’ olmuş hepsi. Eskiden bankaların, dev şirketlerin elindeydi para, güç, bilgi, kontrol. Şimdi ne? Şimdi de token zenginleri var, ellerinde milyarlarca coin tutan ‘balinalar’ var, koca koca platformları tek başlarına yöneten, her şeyin yönünü belirleyen tipler var. Sanki yeni bir feodalite kurmuşlar da biz de yeni ‘serfler’ olmuşuz gibi hissediyorum bazen, garip yani. Geçen bir arkadaşla tartışıyoruz bunu, adam ısrarla ‘yok abi, bu sefer farklı’ diyor. Neyi farklı ya? Teknoloji daha komplike, evet, anlıyorum ama nihayetinde o karmaşık sistemin düğmelerine basan, arkasındaki algoritmaları değiştiren yine insan, yine belli bir zümre.

Hatta, bence daha kötü. Eski ağaları biliyorduk en azından, kim oldukları, nerede oturdukları belliydi, hani bir şekilde ulaşabiliyordun. Bunlar kim? Takma isimlerle dolaşan, yüzünü göstermeyen, bazen bir maymun görseliyle Twitter’da ahkam kesen tipler mi yönlendirecek geleceği? Ciddi olamazsınız. Benim evdeki eski Commodore 64’ün bile daha şeffaf bir çalışma mantığı vardı sanki. Şey, arada bir kasası açılırdı, tozunu alırdık, en azından neyin ne olduğunu anlardık, şimdi kara kutu hepsi.

A vintage Commodore 64 computer, its case slightly open, revealing dusty components and wires, with an old CRT monitor displaying green text. The image should have a nostalgic, slightly melancholic feel.

Oysa ben ne hayaller kurmuştum, hani o internetin ilk zamanlarındaki gibi bir ruh vardı, özgürlük rüzgarları esiyordu falan. Sonra bir baktık, Facebook, Google, Amazon diye diye kocaman duvarlar örüldü aramıza, her şey kapandı, her verimiz onların malı oldu. Bu blockchain denen mevzu da aynı şeyi mi yapacak acaba? Sanki eski duvarları yıkıp yerine daha yüksek, daha teknolojik, daha ‘kriptolu’ duvarlar örüyorlar gibi geliyor bana. Kapılar kapanıyor. Yeni pencereler açıyoruz da, o pencerelerden içeri kimin baktığını, kimin dışarıyı seyrettiğini, daha önemlisi kimin hava aldığını kimse umursamıyor.

Bilmiyorum ki. Belki de ben fazla karamsarım. Her yeni teknoloji devriminde illaki birileri zenginleşir, illaki birileri gücü ele geçirir. Bu insanlık tarihi boyunca hep böyle olmadı mı? Ateşi ilk kim bulduysa o yönetti klanı, demiri ilk kim dövdüyse o krallığını kurdu. Şimdi de kodu ilk kim yazdıysa, token’ı ilk kim bastıysa o ‘ağa’ oluyor işte. O kadar basit mi yani her şey? Ya da ben mi basite indirgiyorum her şeyi, kafamı ütüledi bu konular son zamanlarda.

Geçenlerde bir makale okudum, bir DAO’nun nasıl bir grup küçük yatırımcının elinde oyuncak olduğunu anlatıyordu. Hani o ‘merkeziyetsiz otonom organizasyon’ falan filan denilen şey. Kulağa ne kadar demokratik, ne kadar harika geliyor, değil mi? Ama sonuç? Bir avuç token sahibi, diğerlerinin fikirlerini hiçe sayarak kendi bildiğini okuyor. Bildiğin holdingin yönetim kurulu toplantısı yani, sadece formatı değişmiş. E bu mu merkeziyetsizlik? Hani nerede o eşitlik? Bu durum beni sinir ediyor, gerçekten. Evdeki router bile bazen daha demokratik bir şekilde IP dağıtıyor, ne bileyim.

A slightly dystopian, abstract rendering of interconnected digital nodes forming a web, with certain larger nodes glowing brighter and appearing to control the flow to smaller, dimmer nodes, symbolizing centralized control within a supposedly decentralized network.

Bir de şu ‘topluluk’ meselesi var. Her projenin bir ‘güçlü topluluğu’ varmış. Topluluk dediğin nedir ki? Bir Discord sunucusunda toplanmış, çoğu projenin fiyatı yükselsin diye bekleyen insanlar yığını mı? Gerçek bir topluluk böyle mi olur? Hani bilgi paylaşımı, hani ortak üretim, hani bir araya gelip gerçekten bir değer yaratma? Yok. Çoğu zaman birer pompalama grubu gibi çalışıyorlar. Bir de bu influencerlar var, ellerine birkaç token alıp ‘to the moon!’ diye bağıranlar, sonra da arkalarına bakmadan kaçanlar. Komik, ama bir o kadar da acıklı. İnsanlar umut bağlıyor, paralarını bağlıyor, sonra bir bakıyorsun… Koca bir hiç.

Bakın, ben teknolojiye aşık bir adamım. Her yeni çıkan aleti kurcalar, incelerim. Robot süpürgelerden akıllı saatlere, elektrikli arabalardan en son işlemci mimarilerine kadar her şey ilgimi çeker. Teknolojinin insanlığa faydalı olabileceğine inanırım hâlâ, gerçekten. Ama bu blockchain, Web3 meselesinde sanki bir yerde bir yanlış dönüş yaptık. Ya da en başından beri bu rotaya mahkumduk, kim bilir. Belki de insan doğası, her ne kadar yeni bir ‘sistem’ kursak da, o sistemi eninde sonunda kendi çıkarları için bükmeyi başarıyor, eviriyor, çeviriyor ve eski tasını yeniden yeni hamamında sunuyor. Ne bileyim, birileri parayı buldu mu, gerisi teferruat oluyor demek ki. Biz de böyle ekranlara bakıp bakıp anlamlandırmaya çalışıyoruz o kocaman sayıları, grafiklerin inip çıktığını, falan filan. Sonra da oturup bir şeyler yazmaya çalışıyoruz, niye? İçimizi dökmek için mi, yoksa birilerinin aklını karıştırmak için mi, o da belli değil.

Dün televizyon seyrediyordum, eski bir Türk filmi, ağa köylü muhabbeti… Sanki aynısı. Köyün ağası değişiyor, yeni bir ağa geliyor, ama köylünün kaderi değişmiyor. Değil mi? O filmdeki tarlalar, topraklar şimdi ‘dijital varlıklar’ oldu, hisseler token oldu, köylüler de bizim gibi sıradan vatandaşlar. Aynı döngü. Ama neyse…

A close-up of a vintage black-and-white television screen displaying a scene from an old Turkish film, showing a stern-looking "ağa" (landowner) figure sitting in a grand room, while a group of humble villagers stands respectfully before him, their faces reflecting weary acceptance.

Bu merkeziyetsizlik lafı da artık midemi bulandırıyor. Merkeziyetsiz, yani? Her şeyin dağıtık olması, aslında kontrolü daha da görünmez kılar. Kimin neyi ne kadar kontrol ettiğini çözmek daha da zorlaşır. Eskiden hedef belliydi, kimin kapısına dayanacağını biliyordun. Şimdi bir hayaletle mi savaşıyoruz yani, gerçekten mi? Herkesin kendi ekmeğinin peşinde olduğu bir sistemde, ‘ortak iyi’ diye bir şey kalır mı? Kalmaz. Kalan tek şey, ‘en hızlı olan kazanır’ felsefesi. Gerisi kuru gürültü, laf kalabalığı. Yani, öyle. Bir anlamı var mı bunun?

Aslında ben gidip bir çay koyayım en iyisi. Soğuk havada iyi gider…

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x