Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Stabilite Yalanı: Yazılımın Bitmeyen ‘Akışkan’ Hali

20 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 15

Allah aşkına biri bana anlatabilir mi tam olarak ne alıyoruz artık ya? Hani şu kutusunu açıp ‘Tamamdır bu benim artık’ dediğimiz cihazların içinde dönen şu bitmek bilmeyen kod yığını neyin nesi oluyor şimdi. Sanıyorduk ki aldık mı o ürünü o ürün bizimdir noktadan sonra onunla yaşarız öyleydi eskiden her şey, mesela bir buzdolabı alırsın hani ömürlük kullanırsın ya da ne bileyim bir araba alırsın yani en kötü yirmi yıl falan neyse işte kullanırsın değişmez ki ama bu dijital şeyler… Off, bu dijital meseleler bambaşka. Gerçekten, tamamen aldatmaca. Bence öyle!

Geçenlerde benim şu çok sevdiğim eski telefonum var ahhh neyse işte o hani iPhone 8 falan da değil daha eski bir şeydi ama kıyamıyordum ona biliyor musunuz tam bir emektar hani böyle her şeyimi bilirdi falan neyse işte ondaki bir uygulamayı açmaya çalıştım, hani o çok stabil çalıştığını sandığım şeyi. Biliyordum aslında güncelleme falan gelmezdi artık ona çünkü eski model ya hani unutuldu gariban öyle köşede kendi halinde takılıyordu ta ki o gün gelene kadar. Tak! ‘Bu uygulama artık cihazınızla uyumlu değil’ dedi. Ne alakası var dedim yani neyin uyumlu değil hani dünden evvel çalışıyordu ne oldu bir anda? Evrenin sırrı falan değil bu, soğumuş çay tadındaki gerçekler aslında.

Bakın, asıl mesele şu: biz sanıyoruz ki bir yazılımı satın aldık, indirdik, kurduk, bitti. Kendi kutusunda, kendi köşesinde duracak. Yanlış! Koskocaman bir yalan bu. Bir yanılsama. Çünkü o yazılım dediğin şey aslında sürekli bir akış halinde. Arka planda bir şeyler değişiyor, bilmediğimiz kodlar ekleniyor, bazen siliniyor – ki genelde siliyorlar işe yarayanları bazen– ve bizim kontrolümüz dışında bir dans dönüyor orada. Sanki böyle gizli bir orkestra yönetiyor bizim cihazlarımızı bizden habersiz. Düşünsenize bir uygulama alıyorsun hani diyelim ki bir zamanlar gerçekten iyiydi falan neyse sonra bir gün bir bakıyorsun hop arayüzü değişmiş, ayarlar karmakarışık olmuş, sanki böyle bir gecede hayaletler girmiş evine eşyaların yerini değiştirmiş gibi. Ben anlamıyorum ki ne bu şimdi!!?

Bu akışkanlık, yazılımı bir ‘ürün’ olmaktan çıkarıp, adeta bir ‘hizmete’ dönüştürüyor. Ve hizmetlerde biliyorsunuz, mülkiyet diye bir kavram yoktur. Elektrik kullanırsın, su kullanırsın, internet kullanırsın… Bunlar senindir diyemezsin ki hani sen sadece kullanırsın ve parasını ödersin. E yazılım da öyle. Ben mesela bir programa dünya kadar para verdim zamanında hani bir kere ödedim sanıyordum sonra ne oldu üç ay sonra ‘abonelik başlat’ demeye başladılar haydaaaa. Ne alaka şimdi!?

Peki bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Mülkiyet algımız paramparça oluyor. Güvenimiz sarsılıyor. Bir şeye sahip olduğumuzu düşünürken aslında sadece onu belirli koşullar altında kullanma hakkı satın alıyoruz. Ve bu koşullar… Ha işte o koşullar sürekli değişiyor. Bugün A özelliği var yarın bakıyorsun çat, gitmiş. Ya da tam tersi, hiç istemediğin bir özellik gelmiş, zorla dayatılmış. Sanki birileri sürekli bizim kapı tokmağımızı değiştiriyor da ‘Ayşe teyze, artık seninki böyle, buna alışacaksın’ diyor gibi. Ne Ayşe teyzesi be kardeşim bu benim tokmağım benim kapım benim evim!

Ya da vazgeçtim, öyle değil… Belki de biz fazla dramatize ediyoruz. Belki de bu, modern dünyanın doğasıdır falan mı? Bilemiyorum. Ama hani şu var ya, “move fast and break things” felsefesi… Ah o canım felsefe hani böyle ‘hızlı hareket et ve bir şeyleri boz’ anlamına geliyor gibi bir şeylerdi neyse şimdi adını tam hatırlayamadım ama neyse… İşte o bize çok zarar verdi bence. Çok bozdular ya. Hep bir şeyler kırılıyor, bozuluyor. Sonra düzeltiyorlar ama düzelttiği zaman başka bir şey bozuluyor. Zincirleme reaksiyon resmen! Sanki böyle bir tamirciye götürüyorsun arabayı diyelim hani diyorsun ki ‘şu farı yapar mısın’ o da farı yaparken senin tekerleği indiriyor ‘aaah neyse onu da bir dahaki sefere yaparım’ diyor gibi. Sinir oluyorum!

Bu arada, geçen markette sıra beklerken aklıma geldi, hani bu güncellemeler var ya, bazen öyle bir saçma zamanda gelir ki. Tam bir işin ortasındasın, bilgisayarını kapatman gerekiyor, çat diye ‘Güncelleme hazır, şimdi yeniden başlat!’ diyor. Ya bir dur be kardeşim, bir nefes al. Sanki böyle hayatımızın her anını kontrol etmek istiyorlar falan. İnsanın delirip falan bir yerlere saldırası geliyor bazen. Bilgisayar mı yönetiyor bizi biz mi bilgisayarı, belli değil artık. Neyse, konuyu dağıtmayayım ama hani gerçekten bazen insan düşünüyor ne oluyor lan bize ya.

Bir yazılımcı olarak biliyorum tabii ki, güvenlik açıkları var, yeni teknolojiler geliyor, uyumluluk sorunları var falan filan. Güncellemeler şart. Eyvallah. Ama kardeşim, bu kadar mı şeffaflıktan uzak olur bir süreç? Ne değişti? Neden değişti? Hangi özelliğim gitti? Hangisi eklendi? Bazı firmalar yapıyor tabii güzel release notları falan yayınlıyor da hani çoğu? Çoğu sallamıyor bile hani bir bakıyorsun ‘Performans iyileştirmeleri ve hata düzeltmeleri’ yazıp geçiyorlar. Hangi performans neyini iyileştirdin neyini düzelttin kardeşim! Kafayı yiyeceğim ya. Yemin ederim kafayı yiyeceğim.

Bir de şu var, hani bizim donanımlarımız da sürekli değişiyor ya, o da bu yazılımdaki akışkanlığı körüklüyor. Yeni bir telefon alıyorsun, eskisinden daha güçlü diye. Sonra hop, yazılım güncellemeleri gelmeye başlıyor, bir bakıyorsun o yeni telefon da kasım kasım kasılıyor. Sanki sürekli böyle bir hamster tekerleğinde koşuyoruz ama koştuğumuz yerde duruyoruz. Çok yorucu ya. Zaten hayat yeterince yorucu. Bir de bu stresle uğraşıyoruz.

Mesela geçen benim kuzen var Ali. O da bu tür şeylere çok takılır böyle yazılım güncellemesi falan oldu mu hemen bakar neler değişmiş ne olmuş falan neyse Ali geçen bana dedi ki ‘Ya Memduh abi geçen benim şu akıllı saat var ya hani, onun bir güncellemesi geldi, bildirimler düzgün çalışmıyor artık’ dedi. Gitti yani, bildirimleri düzgün çalıştırmayan bir akıllı saatin ne anlamı var ki! Sadece saat göstermek için dünya para verilir mi! Vermem ben şahsen. E ne olacak şimdi? Eski versiyona dönme şansın da yok ki. Oraya tıkılıp kalıyorsun.

A frustrated person staring at a frozen computer screen, with numerous pop-up windows in the background.

Bu durum bizi sürekli bir tüketim döngüsüne sokuyor bir yandan da hani. Eski cihazlarımız yazılım yüzünden kullanılamaz hale geliyor, e mecburen yenisini alıyoruz. Sanki her beş yılda bir eşyaların kullanım süresi doluyor da hani at çöpe yenisini al diyorlar gibi. Bu bildiğin dayatma ya! Resmen dayatma. Nereye kadar gidecek bu? Benim de bir sabrım var bir kapasitem var. Herkesin var.

Aslında tam tersi… Dur ya, yok ya tam tersi değil. Sadece kafam karışık biraz. Bazen diyorum ki, boş ver Memduh, takma bu kadar. Akışına bırak. Ama sonra diyorum ki, ne akışına bırakması ya, bu benim hayatım, benim cihazım, benim kontrolümde olmalı. Bu kadar basit. Değil mi yani? Öyle olmalı.

Ama neyse… Belki de haklılardır, dünya değişiyor falan. Ama benim içimdeki o eski usulci, o “bir şeyi alırsın ve o senindir” diyen ses hiç susmuyor. Gürültülü bir ses bu bazen biliyor musunuz. Hani böyle kafamın içinde sürekli birileri bağırıyor falan gibi. Bilgisayarımın içindeki güncelleme bildirimleri gibi resmen. Susturamıyorum.

Yani özetle falan demeyeceğim tabii ki öyle şeyler yok bizde. Sadece şunu merak ediyorum hani gerçekten mi bu böyle olacak? Her şey bir hizmet mi olacak? Hiçbir şeye sahip olamayacak mıyız? O zaman hani benim bir buzdolabım var ya hani diyelim o da yarın bir gün ‘Yeni buzdolabı yazılımı indirildi, artık sütünüzün raf ömrü 3 gün kısalmıştır’ falan derse şaşırmam ben. Gerçekten şaşırmam. Hani ya da ‘kapı kolunuz artık sadece yüz tanımayla açılacaktır’ falan derler mi acaba. Derler mi???

A smart refrigerator with a digital screen displaying an update notification about milk expiry, looking somewhat sinister.

Yani işte böyle saçma sapan şeyler dönüyor kafamda sürekli. Ne yapalım biz şimdi? Boyun mu eğelim? Susup oturalım mı? Bilmiyorum. Vallahi bilmiyorum. Bir de ne biliyor musunuz, hani bu durumun bir de güvenlik boyutu var. Yarın bir gün hani senin cihazına gelen güncellemeyle beraber sana kötü niyetli bir kod da bulaşsa nasıl anlayacaksın? Kim garantisini verecek? Veren var mı? Yok ki. Koca koca şirketler bile hackleniyor biz ne yapalım neyin garantisini bekleyelim.

Bazen o kadar çok şey oluyor ki, hani böyle bir sürü uygulama, bir sürü ayar, bir sürü güncelleme, bir sürü bildirim… Sanki böyle bir odaya girmişsin de hani her yerden sesler geliyor gibi. Birisi sağdan bağırıyor, biri soldan. İnsan beyni bunu nasıl kaldıramıyor anlamıyorum. Bence kaldıramıyor zaten. Hepimiz bir nevi böyle bir dijital yorgunluk yaşıyoruz herhalde, farkında olmadan. Evet evet, kesinlikle öyle.

Hani bir de şu var ya, hani bu akışkanlık sadece bizim için değil, yazılımcılar için

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x