Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron

Cihazınız Sizin mi, Yoksa Arka Planda Çalışanların mı?

15 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 1

Geçen hafta sonu, tam da keyifli bir pazar sabahı kahvesi içerken, yanımdaki telefonun fanı aniden bir helikopter pervanesi gibi dönmeye başladı. Bir bildirim mi geldi? Bir uygulama mı açtım? Hayır. Ekran kapalı, sessiz sedasız duruyordu. Ama içerde bir şeyler oluyordu. Sanki görünmez bir el, benim haberim olmadan cihazın içindeki dişlileri döndürüyor, bir yerlere veri paketleri yolluyor, bir şeyleri güncelliyor, bir şeyleri analiz ediyordu. Sinir bozucu bir durum. Sankı kendi evimde, mutfakta kahve içerken, arka odada gizlice birileri benim adıma iş çeviriyor gibi hissettim.

Bu hissi yaşayan tek ben miyim, merak ediyorum doğrusu. Elimizdeki cihazlar, o çok güvendiğimiz, kişisel alanımızın bir uzantısı sandığımız akıllı telefonlar, tabletler, hatta dizüstü bilgisayarlar… Gerçekten bize mi aitler? Yoksa biz sadece, arka planda devasa bir veri akışını besleyen, sürekli çalışan, nefes almayan birer robotun kiralık operatörleri miyiz?

Teknoloji dünyası, bize “kullanılmadığında bile çalış” emrini verdiğinden beri, evet, cihazlarımız nefes almaz oldu. Eskiden bir bilgisayarı kapatırdın, tamam, o iş biterdi. Şimdi? Şimdi kapalı sandığın cihaz bile bir şekilde “uyanık” kalabiliyor. Bir güncelleme indiriyor, bir bulut senkronizasyonu yapıyor, belki de sadece “telemetri” adı altında senin kullanım alışkanlıklarını, cihazının sağlığını, hatta bazen konumunu raporluyor. Kimin için? Senin için mi? Pek sanmıyorum.

Bu durum, sadece bir gizlilik meselesi değil, aynı zamanda performans ve enerji tüketimi meselesi. Telefonumun şarjı neden bu kadar çabuk bitiyor? Laptopum neden bazen anlamsızca ısınıyor? Çünkü işlemciler sürekli meşgul. Bellek sürekli veri taşıyor. Ağ arayüzü sürekli bir yerlere bağlanmaya çalışıyor. Sen Instagram’da gezinirken ya da bir e-posta yazarken, cihazın aynı anda onlarca farklı servisle, onlarca farklı sunucuyla konuşuyor. Senin haberin bile yok. Senin kontrolün de yok.

Yazılımcı gözüyle bakınca, işin teknik kısmını anlamak zor değil. Her uygulamanın, her işletim sisteminin bir “canlı kalma” mekanizması var. Bildirimleri anında alabilmek için, verileri güncel tutmak için, güvenlik yamalarını zamanında uygulamak için… Bunlar kulağa mantıklı geliyor, değil mi? Ama bu “mantıklı” gerekçeler, zamanla bir canavara dönüştü. Herkes kendi payına düşen işlemci döngüsünü, kendi payına düşen ağ trafiğini istiyor. Ve bu istekler birleşince, ortaya çıkan tablo, cihazlarımızın sürekli bir koşuşturmaca içinde olması.

Peki, bu kaosu bitirip performansı ve gizliliği geri almanın pratik yolları var mı? Tamamen bitirmek mi? Hayır. Maalesef, dijital dünyada “tamamen” diye bir şey yok. Ama en azından kontrolü biraz olsun geri almak mümkün. Öncelikle, uygulama izinlerini sıkı bir şekilde gözden geçirmek gerekiyor. Konum servisleri, mikrofon erişimi, kamera erişimi, arka planda veri kullanımı… Bunların hangisi hangi uygulama için gerçekten gerekli?

Geçenlerde bir bankacılık uygulamasına baktım, “yakındaki cihazları tarama” izni istiyor. Niye? Bankacılık uygulaması Bluetooth ile ne tarayacak? Başka bir örnek: Bir haber uygulaması, konum izni istiyor. Yerel haberleri göstermek için mantıklı gelebilir, ama sürekli mi? Arka planda? Şunu da söyleyeyim ki, bu izinleri vermediğinizde çoğu uygulama sorunsuz çalışmaya devam ediyor. Yani, istedikleri izinlerin çoğu “olsa iyi olur” kategorisinden, “olmazsa olmaz” değil.

Cihazınızın ayarlar menüsüne dalın. “Pil kullanımı” veya “uygulama yönetimi” gibi bölümlere bakın. Hangi uygulamanın arka planda ne kadar enerji tükettiğini, ne kadar veri kullandığını görün. Şaşıracaksınız. Hiç açmadığınız bir uygulamanın bile arka planda canla başla çalıştığını fark edeceksiniz. O zaman tereddüt etmeyin, arka plan yenilemesini kapatın, gereksiz izinleri geri alın. “Ama bildirimler gelmezse?” diyeceksiniz. Gelen bildirimlerin yüzde kaçı gerçekten önemli? Kaçı sadece “Hadi gir uygulamaya, bir şey kaçırıyorsun!” demek için? Düşünmek lazım.

Neyse, konuya dönelim. İşletim sistemlerinin kendi içinde sunduğu gizlilik ve güvenlik ayarlarını da kurcalamak şart. Android’de “Dijital Denge”, iOS’te “Ekran Süresi” gibi araçlar, hangi uygulamanın ne kadar çalıştığını gösterir. Bunlar, bize bir nebze olsun farkındalık kazandırıyor. Ama asıl mücadele, teknoloji şirketlerinin bu sürekli çalışma, sürekli veri toplama arzusunu dizginlemekle ilgili. Biz kullanıcılar olarak ne kadar talepkar olursak, belki o kadar değişiklik görebiliriz.

Belki de asıl soru şu: Bu cihazlar, gerçekten bizim için mi var, yoksa biz, onların varlık nedenini mi oluşturuyoruz? Bir zamanlar teknoloji bize hizmet ederdi. Şimdi biz, teknolojiye hizmet eder hale geldik gibi. Kullanım verisi toplamak, reklam göstermek, bir sonraki “akıllı” özelliği test etmek için sürekli çalışan birer minyon olduk. Sanki cihazlarımız, bizden habersiz birer “ajan” gibi çalışıyor. Ve bu ajanlar, biz uyurken bile raporlarını göndermeye devam ediyor.

Bu kaostan tamamen kurtulmak, günümüz dünyasında neredeyse imkansız. Ama en azından kendi dijital sınırlarımızı çizebilir, hangi veriyi, hangi uygulamayla, ne zaman paylaşacağımıza daha bilinçli karar verebiliriz. Bu, yorucu bir süreç. Sürekli tetikte olmayı gerektiriyor. Ama ya bu yorgunluğu göze alacağız, ya da cihazlarımızın arka planda çevirdiği işlere sessizce razı olacağız.

Benim tercihim belli. Bir cihazın sahibi olmak istiyorsam, onun benim adıma nefes almasını, benim belirlediğim sınırlar içinde çalışmasını isterim. Yoksa, o cihaz benim değil, arka planda çalışanların olur. Ve bu, kabul edebileceğim bir durum değil.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x