Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Teknoloji Bizi Birleştirecek Derlerdi, Neden Dijital Krallıklara Bölündük?

Teknoloji Bizi Birleştirecek Derlerdi, Neden Dijital Krallıklara Bölündük?

11 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 11

Geçen sabah, daha kahvemi bile tam yudumlamadan, o malum senaryo yine başıma geldi. Arkadaşım Caner, bir link atmış WhatsApp’tan. “Şuna bir bak, çok ilginç” diye de not düşmüş. Tıkladım, açılmadı. Yok, tarayıcı hatası değil, bildiğin “Bu içeriğe erişemiyorsunuz” uyarısı. Meğer Caner’in o çok ilginç bulduğu şey, sadece bilmem ne platformunun abonelerine özelmiş. Caner’in var, benim yok. E, ne anladım ben bu işten şimdi? Sanki internetin başlangıcındaki o ‘herkes için her şey’ hayali, bir anda buhar olup uçtu. Kapalı kapılar, kilitli odalar… Oysa ne büyük laflar ediliyordu, değil mi?

Hatırlıyorum, daha lise yıllarımda, internet kafelerde saatlerimizi harcarken, geleceğin dünyasında bilgiye erişimin ne kadar demokratikleşeceğinden, insanların coğrafi sınırları aşarak nasıl bir araya geleceğinden bahsedilirdi. Bize, teknoloji bizi birleştirecek, tüm dünyayı küresel bir köy haline getirecek derlerdi. Hatta ben de inanırdım buna, saf saf. Klavyemin tuşlarına her bastığımda, dünyanın bir ucundaki biriyle anında iletişim kurabilmenin, bilgiye parmaklarımın ucundan ulaşabilmenin büyüsüne kapılırdım. Ne kadar da yanılmışız, ya da daha doğrusu, ne kadar da kandırılmışız. O hayal, o güzelim vaat, sanki birileri tarafından usulca rafa kaldırıldı.

A fragmented digital map of the world, with different regions highlighted in various colors, connected by thin, broken lines, symbolizing digital divisions rather than unity.

Şimdi etrafıma bakıyorum. Evet, telefonum cebimde, dizüstü bilgisayarım önümde, akıllı saatim bileğimde. Her biri bir diğerine bağlı, birbiriyle konuşuyor. Ama gel gör ki, bu cihazlar arasındaki “birlik”, aslında daha büyük bir ayrışmanın parçası. Apple ekosisteminden misin, Android mi? Microsoft mu, Google mı? Netflix mi, Disney+ mı, Prime Video mu? Yoksa üçü birden mi, ki bu durumda cüzdanın halini hiç sormayın. Her bir platform kendi duvarlarını örmüş, kendi kurallarını koymuş. Sanki her biri ayrı birer dijital krallık, kendi vatandaşlarına kendi ‘özel’ ayrıcalıklarını sunuyor. Ve bizler, bu krallıkların sadık tebaası oluvermişiz, farkında bile olmadan.

Hani şu ‘evrensel erişim’ meselesi vardı ya, o ne oldu peki? Bir zamanlar internetin temel prensibi gibi sunuluyordu. Herkesin her şeye ulaşabilmesi, hiçbir engelin olmaması… Şimdilerde ise, bir filmi izlemek için beş farklı abonelik, bir oyunu oynamak için üç farklı launcher, bir arkadaşınla fotoğraf paylaşmak için onun hangi sosyal medya uygulamasında olduğuna bakmak zorundayız. Hatta bazen, sırf bir makaleyi okumak için aylık ücret ödemekle ya da e-posta adresimi vermekle kalmıyor, ‘VPN ile başka bir ülkenin IP’sinden bağlan’ gibi garip ritüellerle uğraşıyoruz. Bu mu yani o vaat edilen küresel köy? Bana daha çok, her kapısının önünde farklı bir güvenlik görevlisinin beklediği, karmaşık bir labirent gibi geliyor.

Geçenlerde bir proje üzerinde çalışırken, ekipteki arkadaşlarla dosya paylaşımı yapmaya çalıştık. Birimiz Google Drive kullanıyor, diğerimiz Dropbox, bir başkası da OneDrive. Ortak bir dosya üzerinde çalışmak için üç ayrı senkronizasyon, üç ayrı hesap, üç ayrı bildirim trafiği. Yazılımcı kafasıyla bakınca, bu kadar gereksiz bir karmaşa nasıl oluştu, akıl sır erdiremiyorum. Hani bu teknoloji işleri, hayatımızı kolaylaştıracaktı? Belli ki birileri, kolaylaştırmaktan çok, kendi ekosistemlerini daha da sağlamlaştırmayı tercih etmiş. Ve bizler de, bu ‘kolaylık’ adı altında dayatılan bölünmüşlüğe razı olmuşuz.

A person sitting in front of a multi-monitor setup, each screen displaying a different, distinct digital platform or interface, looking overwhelmed and isolated.

Şunu da söyleyeyim ki, bu bölünmüşlük sadece içerik ya da yazılım tarafında değil, donanımda da kendini gösteriyor. Bir cihaz alıyorsun, “en iyi deneyim için aynı markanın diğer ürünlerini de kullanmalısınız” mesajı adeta beynine kazınıyor. Bluetooth kulaklığı başka marka, akıllı saati başka marka, telefonu başka marka olunca, bir anda kendini uyumsuzluklar denizinde bulabiliyorsun. Birinin uygulaması diğerini görmez, ötekinin güncellemesi berikini bozar. Teknik destek forumlarında geçirilen saatler, “neden hepsi birbiriyle konuşmuyor ki?” isyanları… Neden mi? Çünkü konuşurlarsa, kimse o “özel” krallığa mahkum olmaz da ondan.

Peki, bu durum nereye varacak? Daha da mı bölüneceğiz? Her bir şirket, kendi küçük imparatorluğunu kurup, dışarıya tamamen kapanacak mı? Yoksa bir gün, bu krallıklar arasındaki duvarlar yıkılacak, “evrensel erişim” masalı yeniden gerçek olacak mı? Sanmıyorum. Çünkü bu krallıkların her birinin kendi ekonomisi, kendi veri havuzu, kendi kullanıcı bağımlılığı var. Bu durum, onların varoluş sebebi. Biz de, bu bölünmüşlüğün içinde, bir yandan şikayet edip bir yandan da her yeni krallığın sunduğu ‘eşsiz’ deneyime kapılıp gitmeye devam ediyoruz. Ne kadar da ironik, değil mi? Bağlanmak için daha fazla bağlanmamız gerekiyor, ama bu bağlantı bizi daha da yalnızlaştırıyor sanki.

Neyse, konuya dönelim. Dijital krallıklar meselesi, aslında sadece bir teknoloji sorunu değil. Bu, aynı zamanda bir özgürlük sorunu. Seçim özgürlüğü, erişim özgürlüğü, hatta düşünce özgürlüğü. Eğer tüm bilgiler, tüm deneyimler belirli kapalı kutulara hapsedilirse, o kutuların dışındaki dünya bizim için ne kadar gerçek kalır? Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: o ilk nesil internet mühendislerinin, vizyonerlerin hayal ettiği dünya bu değildi. Kesinlikle değildi. Onlar, daha açık, daha erişilebilir bir dünya hayal etmişlerdi. Biz ise, elimizdeki bu ‘bağlı’ cihazlarla, eskisinden daha da parçalanmış bir evrende yaşıyoruz. Garip.

A digital representation of a fragmented globe, with various platforms' logos replacing continents, separated by digital 'borders' and 'walls'.

Bazen düşünüyorum, belki de bu bölünmüşlük, insan doğasının bir yansımasıdır. Hepimiz kendi küçük alanımızı, kendi sınırlarımızı çizme eğilimindeyiz. Teknoloji sadece bu eğilimi daha görünür, daha işlevsel hale getirdi. Ama yine de, o ilk vaatler aklıma geldikçe içim burkuluyor. Keşke o “birlikte” olma hali, sadece bir pazarlama stratejisi olmasaydı da, gerçekten dünyayı birleştiren bir köprü olabilseydi. Ama olmadı. Oldurmadılar.

Şimdi müziğimi açıp biraz kafa dinleyeyim bari. Tabii, hangi platformda çalacağıma karar verebilirsem.

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x