Dünya Yeni Bir Feodalizme Sürüklendi: Mahfi Eğilmezden Dikkat Çeken Analiz

İnsanlık tarihinde ekonomik düzenler, üretim ve ticaretin etkileşimi üzerinden belirgin biçimde yeniden şekillendi. Avcı-toplayıcı toplumlardan başlayıp tarım devrimine geçiş, ilk kez ihtiyaçların ötesinde birikim ve yatırım kavramlarının doğmasına yol açtı; böylece toplumsal hiyerarşi, devlet otoritesi ve hukukun temelleri oluştu. Bu süreç, modern toplumların temelini atarken zaman içinde mülkiyet ve tasarruf bilincini de güçlendirdi.
Geçmişin keşif dönemi, ekonomiyi yağma ve merkantilizm ekseninde yeniden konumlandırdı. Zenginlik ölçüsü olarak değerli metaller ön plana çıktı; devletler ise korumacı duvarlar ardında ticareti güvenlik amaçlı bir araç olarak kullanmaya başladı. Feodal sistemin kapalı yapısı ve Global temasın başladığı bu süreç, karşı karşıya geldiği rekabeti sıfır toplamlı bir eğilime çekti.
Sanayi Devrimiyle birlikte davranışlar köklü bir değişime uğradı; karşılaştırmalı üstünlükler düşüncesiyle ülkeler, hangi alanlarda daha verimli olduklarına odaklandı ve diğer ihtiyaçlarını dış ticaret yoluyla karşıladı. Yaklaşık bir buçuk asır süren serbest ticaret paradigması, küresel refahı büyütmeyi hedefledi. Ancak 21. yüzyıla girildiğinde, serbest piyasa varsayımının sağlayacağı barış ve hukukun üstünlüğü giderek sarsıldı. 2008 krizi ve pandeminin etkisiyle, modern kurumlar bile güçler ayrılığı, bağımsız merkez bankacılığı ve tarafsız yargı gibi yapıların zayıfladığını gösterdi.
Günümüzde ticaret sadece refah paylaşımı amacı taşımıyor; bazı güçler için ulusal güvenliğin bir aracı haline geldi. Çin’e serbest piyasa ve demokrasi vadeden yönelimler, artık Amerika’nın da sözünü ettiği özgürlük modelini kıyaslar halde, otoriterleşme eğilimini kopyalama çabasını tetikliyor. Bu süreçte, serbest ticaret ideallerine rağmen sürpriz bir tutumla savaşlar ve kısıtlamalar, küresel ekonomide derin bir belirsizlik yaratıyor. Yaşanan önemli gerileme, teknolojik atılımlara rağmen kurumsal dayanıklılığın zayıflamasıyla birleşiyor; akıl çağında olduğumuz sanılsa da, kurumsal yapıların sarsıldığı bir döneme denk düşüyor.
Bugünün tablosu, ileri teknolojiye rağmen güç ilişkilerinin aynı zamanda yeni ve karmaşık bir feodalizmi doğurduğunu gösteriyor. Bireyler arasındaki sadakat ve otorite ilişkileri, geçmişin etkilerini modern siyasi pratiklere entegre ederken, üretim ve mülkiyet bağları da bu yeni biçimlere göre yeniden şekilleniyor. Bu durum, akılcı görünen sistemlerin bile irrasyonel güvenlik ve bağlılık taleplerine feda edildiğini gösteren çarpıcı bir tablo sunuyor.







