Ticaret Ahlakı Neden Kayboldu?

Bir ülkede yalnızca ekonomi bozulmaz.
Önce ölçü bozulur, sonra denge kaybolur, en sonunda ise ahlak aşınır.
Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.
Genelleme yapmak istemiyorum; çünkü hâlâ işini dürüstçe yapan, alın terinin karşılığını isteyen esnaflar var. Ancak sahada görülen tablo, inkâr edilemeyecek kadar yaygın bir soruna işaret ediyor: Ticaret artık çoğu yerde mal satmakla değil, “adam çarpmakla” yapılır hâle gelmiştir.
Serbest Piyasa mı, Serbest Fiyat Keyfiyeti mi?
Serbest piyasa ekonomisi, rekabeti ve dengeyi esas alır.
Ancak bugün serbest piyasa kavramı, birçok alanda “fiyatı ben belirlerim” keyfiyetine dönüştürülmüştür.
Aynı ürün ya da hizmet;
- Bir yerde %50 kârla satılırken,
- Başka bir yerde %100,
- Hatta kimi zaman %500 kârla tüketiciye sunulmaktadır.
Bu durum yalnızca pahalı mekânlarla sınırlı değildir.
Evet, mahalle arasındaki bir kahvehanede 10 TL’ye içilen çay, Boğaz manzaralı bir mekânda 500 TL’ye satılabilir. Bu örnek semboliktir ama mantığı anlaşılırdır: kira, personel ve işletme giderleri artmıştır. Bu kabul edilebilir.
Sorun şuradadır: Aynı mantık, her alana hiçbir ölçü gözetilmeden taşınmıştır.
Anlamayana Fiyat Bambaşka
Bugün sanayiye yolu düşen herkes şunu bilir:
Eğer anlamıyorsanız, bedeliniz ağır olur.
500 TL’ye çözülebilecek bir arıza;
- Bilgisi olmayan müşteriye 5.000 TL’ye çıkarılabilmekte,
- Çalışan parçalar bozuktu “değiştirildi” denilerek gereksiz yere sökülebilmekte,
- Fiyat şişirilirken hiçbir teknik gerekçe sunulmamaktadır.
Bu yalnızca bir iddia değil, bizzat ustaların kendi aralarında kurduğu cümlelerle de doğrulanmaktadır:
“Şu kadara aldım, şu kadara iteledim, iyi kâr etim.”
Burada ticaret yapılmamaktadır.
Burada bilgi farkı istismar edilmektedir.
Hizmet Bedeli mi, Keyfi Bedel mi?
Evine tesisatçı çağıran bir vatandaş için tablo daha da çarpıcıdır.
15 TL’lik bir ek boru takılır,
Karşılığında 2.500 TL talep edilir.
Gerekçe hazırdır:
- Yol parası,
- İşçilik,
- Zaman,
- Tecrübe.
Elbette hizmet bedelsiz olmaz.
Ancak bedel ile gerçeklik arasındaki çizgi tamamen silinmiştir.
Artık insanlar şunu soramaz hâle gelmiştir:
“Bu işin normal fiyatı nedir?”
Çünkü ortada normal diye bir kavram bırakılmamıştır.
Kaybeden Kim? Cevap Net: Maaşlı Çalışan
Bu sistemde herkes aynı şekilde etkilenmiyor.
Asıl kaybedenler çok net:
Maaşlı çalışanlar.
- Esnaf, artan maliyetleri ürününe yansıtabilmektedir.
- Hizmet veren, fiyatı anında güncelleyebilmektedir.
- Serbest çalışan, kendi dengesini koruyabilmektedir.
Ama maaşlı çalışan;
- 12 ay boyunca sabit gelire mahkûm edilmekte,
- Enflasyonla tek başına mücadele etmek zorunda bırakılmakta,
- Üstüne bir de anlamadığı alanlarda dolandırılma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu noktada sorun yalnızca ekonomi değildir.
Bu, toplumsal adalet sorunudur.
Ticaret Ahlakı Neden Bu Kadar Aşındı?
Eskiden “ayıplı mal” vardı, “ayıplı esnaf” vardı, “ayıp” kavramı vardı.
Bugün ise ayıp kelimesi yalnızca sözlüklerde yaşamaktadır.
Ticaret;
- Güvenle değil,
- Ölçüyle değil,
- Vicdanla değil,
boşluk yakalamakla sürdürülmektedir.
Kısa vadede kazanç sağlanabilir.
Ama uzun vadede kaybedilen şey çok daha büyüktür: toplumsal güven.
Fiyat Algısı Dağıldı, Güven Yıkıldı
Bugün insanlar bir malın ya da hizmetin gerçek bedelini kestirememektedir.
Çünkü piyasa artık fiyat üretmemekte, bahane üretmektedir.
Bu düzen sürdürülebilir değildir.
Ticaret, haksız kazanç yollarını bilenlerin değil; emeğinin karşılığını isteyenlerin işi olmalıdır.
Aksi hâlde kaybedilen yalnızca para olmaz.
Bir toplum, kendi içinden çürür.










