Shopping cart

Magazines cover a wide array subjects, including but not limited to fashion, lifestyle, health, politics, business, Entertainment, sports, science,

PatronPatron
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Sürücü Değil Veri Hortumu: Mouse Ayarı İçin Bile ‘Hesap Aç’ Dayatması

Sürücü Değil Veri Hortumu: Mouse Ayarı İçin Bile ‘Hesap Aç’ Dayatması

08 Şubat 2026 • 08:00 MEMDUH BİÇER 26

Geçen hafta sonu, yıllardır kahrımı çeken, sol tıkı artık “bassam mı basmasam mı” diye nazlanan emektar faremi emekliye ayırmaya karar verdim. Hani şu teknoloji marketlerinde camekanın arkasından size göz kırpan, üzerinde on tane tuşu olan, ışıl ışıl “gaming” canavarlarından birine parayı bastım. Beklentim ne? USB’yi takacağım, DPI ayarımı yapacağım ve işime gücüme bakacağım. Safmışım.

Kutuyu açtım, o taze plastik kokusunu içime çektim. Kabloyu taktım, Windows o klasik “dıt-dıt” sesiyle yeni donanımı selamladı. Ama o da ne? Ekranın sağ alt köşesinde bir bildirim belirdi: “Bu cihazın tüm özelliklerini kullanmak için X Hub yazılımını yükleyin.” Tamam dedim, yükleyelim. Belki makro atarım, ışığını gözümü kör etmeyecek bir seviyeye çekerim.

Yazılımı indirdim, kurdum ve karşıma çıkan ilk ekran ne olsa beğenirsiniz? “Hoş Geldiniz! Devam etmek için Giriş Yapın veya Kayıt Olun.”

Pardon?

Ben bir mouse aldım yahu. Altı üstü bir işaretçi cihazı. İmleci A noktasından B noktasına götürecek, arada bir de tıklayacak. Benim e-posta adresimi, doğum tarihimi, hatta bazı durumlarda telefon numaramı neden istiyorsun? DPI ayarımı 800’den 1600’e çekmek için neden senin bulut sunucularına bağlanmak zorundayım?

Donanım mı Aldık, Casus Yazılım mı?

Eskiden “sürücü” (driver) dediğimiz şey, donanımla işletim sisteminin konuşmasını sağlayan küçük, verimli kod parçacıklarıydı. Disketlere sığarlardı. Şimdi ise indirdiğimiz o “Hub”lar, “Center”lar, “Synapse”ler en az 500 MB yer kaplıyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü onlar birer sürücü değil, onlar makyajlanmış birer veri madencisi.

Bir yazılımcı olarak söylüyorum; bir farenin üzerindeki dahili belleğe (onboard memory) iki satırlık hex kodu yazmak için 400 MB’lık bir Electron uygulamasına ihtiyacınız yok. O yazılımların arka planında çalışan “telemetri” servislerine bir bakın. İşlemci kullanımınızı sömüren, RAM’inizi kemiren o servisler ne yapıyor sanıyorsunuz? Sadece farenizin pil durumunu mu kontrol ediyor?

Hiç sanmıyorum. Hangi oyunu ne kadar oynadığınızdan tutun, günde kaç kere tıkladığınıza, bilgisayarınızda hangi diğer donanımların takılı olduğuna kadar devasa bir veri seti toplanıyor. “Kullanıcı deneyimini iyileştirmek” adı altında pazarlanan bu veri hırsızlığı, aslında parasını ödeyip satın aldığımız ürünün bize karşı kullanılmasıdır. Ben o ürüne zaten dünya kadar para ödedim. Neden bir de kişisel verilerimle ödeme yapmaya devam ediyorum?

İnternet Yoksa Işık da Yok

İşin trajikomik yanı, bu “hesap açma” dayatmasının pratik sorunları da beraberinde getirmesi. Geçenlerde bir arkadaşım anlattı; interneti kesildiğinde kulaklığının ekolayzır ayarlarını değiştirememiş. Şaka gibi değil mi? Kulaklık kafanda, bilgisayar önünde, ama ayar paneli “Sunucuya bağlanılamadı” hatası veriyor. Yerel bir donanımı yönetmek için neden Kaliforniya’daki veya Şanghay’daki bir sunucudan onay almam gerekiyor?

Bu durum, mülkiyet kavramının içinin nasıl boşaltıldığının en net göstergesi. Biz artık donanım satın almıyoruz; biz donanımı kullanma hakkını “kiralıyoruz”. Ve bu kiralama sözleşmesinin şartları, üreticinin keyfine göre her an değişebiliyor. Yarın öbür gün “RGB ışıklandırma özelliği artık aylık 2.99$ abonelikle çalışır” derlerse şaşırmayın. BMW koltuk ısıtmasını aboneliğe bağladıysa, oyuncu faresi üreticisi neden yapmasın?

Bulut Senkronizasyonu Yalanı

Savunmaları hep hazır: “Ama Memduh Bey, profilinizi buluta kaydediyoruz, böylece başka bilgisayara geçince ayarlarınız yükleniyor.”

Yemezler güzel kardeşim. Yemezler.

Farenin içinde zaten dahili bellek var. Oraya kaydet, ben fareyi nereye takarsam ayarım oraya gelsin. 1990’ların sonundan beri flash bellek teknolojisi bunu yapabiliyor. Sizin derdiniz benim ayarlarımı korumak değil, beni ekosisteminize hapsetmek. O hesabı açtırayım ki, yarın klavye alırken de “hazır hesabım var” diyip aynı markayı alayım. Beni bir “müşteri ID”si olarak veritabanına işlemek, pazarlama departmanına sunulacak şık grafiklerde bir nokta olmamı sağlamak.

Üstelik bu yazılımların kalitesi de yerlerde sürünüyor. Arayüzler hantal, güncellemeler sorunlu. Bir makro atamak için üç farklı menü gezmem gerekiyor. Sade, işlevsel, kaynak tüketmeyen yazılım yazmak bu kadar mı zor? Değil. Ama o zaman veri toplayamazsınız, reklam gösteremezsiniz, “bakın yeni kulaklığımız çıktı” diye bildirim gönderemezsiniz.

Ne Yapmalı?

Peki biz kullanıcılar ne yapacağız? “Kabul Et” butonuna basıp geçecek miyiz? Hayır. Alternatifler var. Açık kaynak kodlu, topluluk tarafından geliştirilen donanım kontrol yazılımları (örneğin RGB kontrolü için OpenRGB gibi projeler) bu dev şirketlerin suratına inen bir tokat niteliğinde. Bu yazılımlar ne hesap istiyor, ne veri topluyor, ne de sisteminizi yoruyor. Sadece donanımın yapması gerekeni yapmasını sağlıyor.

Ayrıca satın alma kararlarımızı verirken bu kriteri de göz önünde bulundurmalıyız. “Onboard Memory” (Dahili Bellek) özelliği olan ve yazılımı yükleyip ayarı yaptıktan sonra yazılımı silseniz bile ayarları hatırlayan cihazları tercih edin. Firmalara, “Verimi değil, paramı al” mesajını vermenin tek yolu cüzdanımızdan geçiyor.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, bizi dijital birer sağmal inek haline getirmek için değil. Bir farenin DPI ayarı için benden kimlik sorgusu yapan zihniyete inat, sadeliği ve mahremiyeti savunmaya devam edeceğim. Şimdi izninizle, şu bloatware yazılımı sistemimden kazıyıp, farenin ayarlarını kalıcı belleğe yazdıktan sonra interneti keseceğim. Bakalım o zaman da ışıkları yanacak mı?

E-Posta
MEMDUH BİÇER
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

İlgili İçerikler

0
Would love your thoughts, please comment.x