Gerçekten Bildiğimizi Sandıklarımızı Ne Kadar Biliyoruz?

Aslında çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyleri, gerçekten ne kadar iyi biliyoruz?
Bilim ve teknoloji geliştikçe, yıllardır doğru kabul ettiğimiz birçok davranış biçimi yeniden sorgulanıyor. Bunlardan biri de ebeveynlik anlayışımız.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir araştırma, hepimizin kulağına “iyi” gibi gelen bir alışkanlığı ciddi biçimde tartışmaya açıyordu:
Çocuklara sürekli “aferin”, “çok zekisin”, “harikasın” demek…
İlk bakışta masum hatta sevgi dolu görünen bu cümlelerin, uzun vadede çocukların özgüvenine zarar verebildiği ortaya konulmuş.
Sonucu Övmek mi, Çabayı Takdir Etmek mi?
Araştırmalara göre, çocuklarına sonuç odaklı övgüler sunan ebeveynlerin çocukları;
- Hata yapmaktan daha çok korkuyor
- Zorlayıcı görevlerden kaçınabiliyor
- Başarısızlık karşısında daha çabuk vazgeçiyor
Buna karşılık, çaba odaklı geri bildirim alan çocuklar:
- Daha dayanıklı oluyor
- Denemekten çekinmiyor
- Öğrenme sürecini sahipleniyor
- Özgüvenlerini dış onaydan değil, içsel gelişimden alıyor
Yani mesele çocuğun bir şeyi başarıp başaramaması değil.
Asıl mesele, çaba gösterip göstermediği ve bu çabanın fark edilip edilmediği.
Bilim Ne Diyor?
Stanford Üniversitesi’nden psikolog Carol Dweck, bu konuda “growth mindset (gelişim odaklı zihin yapısı)” kavramını ortaya koyuyor.
Dweck’in çalışmaları şunu söylüyor:
“Zekâ övülürse çocuk sabit kalır,
çaba övülürse çocuk gelişir.”
Zekâya yapılan vurgu, çocuğa şunu fısıldıyor:
“Eğer başarısız olursan, zeki değilsin.”
Çabaya yapılan vurgu ise şu mesajı veriyor:
“Gelişebilirsin. Denemeye devam et.”
Gündelik Hayattan Küçük Ama Etkili Örnekler
- Sınavdan 100 alan çocuğa
“Sen çok zekisin”
“Bu sonuç için gerçekten çok emek vermişsin” - Resim yapan çocuğa
“Ne kadar yeteneklisin”
“Bu resmi yaparken ne kadar sabırlı davrandığını görüyorum” - Kaybeden çocuğa
“Önemli değil, sen zaten en iyisisin”
“Kaybetmene rağmen vazgeçmemeni çok değerli buluyorum”
Bu küçük dil farkları, çocuğun hayat algısını kökten değiştirebiliyor.
Felsefe Ne Diyor?
Aristoteles’in yüzyıllar önce söylediği şu söz, bugün bilimle birebir örtüşüyor:
“Mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”
Yani insan, tek bir sonuçla değil; tekrar eden çabalarla şekillenir.
Epiktetos ise şunu söyler:
“Seni yoran şey olaylar değil, onlar hakkındaki yargılarındır.”
Çocuğa verilen her geri bildirim, onun kendisi hakkında oluşturduğu yargıyı besler.
Atasözleri Boşuna Söylenmemiş
Kültürümüz de aslında bu gerçeği çok önceden fark etmiş:
- “Emek olmadan yemek olmaz.”
- “Damlaya damlaya göl olur.”
- “Sabreden derviş muradına ermiş.”
Hepsi aynı şeyi anlatır:
Sonuç değil, süreç değerlidir.
Aslında Mesele Sadece Çocuklar da Değil
Bu yaklaşım sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de geçerli.
İş hayatında, ilişkilerde, kişisel gelişimde…
Sadece sonucu konuşan bir dünyada yaşıyoruz:
- Kaç para kazandın?
- Kaç puan aldın?
- Kaç kişi seni alkışladı?
Ama kimse şunu sormuyor:
- Ne kadar emek verdin?
- Kaç kez düştün?
- Kaç kez yeniden denedin?
Oysa gerçek özgüven, alkıştan değil anlamlı çabadan doğar.
Belki de artık çocuklara hatta birbirimize şunu demeyi öğrenmeliyiz:
“Başarmış olman değil, vazgeçmemiş olman kıymetli.”
Çünkü insan, en çok çabasının görüldüğünü hissettiğinde güçlenir.






