Yarım Yamalak Teknoloji: Üstüne Para Verip ‘Kobay’ Olduğumuz Düzen

Doksanların sonu, milenyumun başı… O zamanlar bir oyun konsolu aldığınızı ya da bilgisayarınıza yeni bir program yüklediğinizi hayal edin. CD’yi takardınız, “yükle” derdiniz ve bitti. O ürün, o kutunun içinde neyse oydu. Hatalıysa hatalıydı, mükemmelse mükemmeldi. Ama en azından “tamamlanmış” bir üründü. Yazılımcı abilerimiz, ablalarımız aylarca kodları test eder, “Oldu bu iş” demeden piyasaya sürmeye utanırlardı. Çünkü o zamanlar internetten “yama” (patch) atmak, deveye hendek atlatmaktan zordu.
Şimdi ne durumdayız? Geçenlerde o meşhur, hani reklamlarında “hayatınızı değiştirecek” denilen akıllı saatlerden birini aldım. Kutusunu açarkenki heyecanımı bilirsiniz; jelatini yırtarken çıkan o ses, yeni elektronik kokusu… Koluma taktım, düğmeye bastım. Beklentim ne? Saatin kaç olduğunu görmek, belki nabzımı ölçmek. Karşılaştığım şey ne? Simsiyah bir ekranda dönen bir yükleme çubuğu ve altında şu ibare: “İlk kurulum için 2 GB güncelleme gerekiyor.”
Yahu arkadaş, ben saat aldım saat! Atomu parçalamayacağım, sadece zamanı öğreneceğim. Ama yok, o cihaz fabrikadan çıktığı haliyle aslında “yarım”. Donanım var ama ruhu yok. Ruhu, evdeki Wi-Fi üzerinden inecek.
Kervan Yolda Düzülür Mantığı
Bizim sektörde, yani yazılım dünyasında “Agile” (Çevik) diye bir metodoloji vardır. Kabaca; “Hızlı yap, piyasaya sür, hatayı yolda düzeltirsin” mantığına dayanır. Yazılım geliştirirken bu kabul edilebilir bir şeydir bazen. Ama bu kafa yapısı, artık donanım dünyasını, o elinizle tuttuğunuz fiziksel aletleri de zehirledi. Eskiden “Kervan yolda düzülür” lafı bir temenniydi, şimdi teknoloji devlerinin iş modeli oldu.

Artık satın aldığımız şey bir “ürün” değil, bir “vaat”. Parasını peşin ödediğimiz, ama özelliklerinin yarısını “gelecek güncellemelerle” alacağımız bir hayal satıyorlar bize. Buna da havalı bir isim bulmuşlar: MVP (Minimum Viable Product – Uygulanabilir En Yalın Ürün). Yani diyorlar ki; “Bu alet çalışıyor mu? Eh, ışığı yanıyor. Sat gitsin! Kamerasının odaklaması bozukmuş, pili yarım günde bitiyormuş, arayüz kasıyormuş… Onları da kullanıcılar şikayet ettikçe düzeltiriz.”
Bakın, bu düpedüz kurnazlıktır. Bizler, yani tüketiciler, artık müşteri değiliz. Bizler, üstüne para veren kalite kontrol (QA) departmanıyız. Eskiden şirketler ürünlerini test etsin diye insanlara maaş verirdi. Şimdi biz o ürünü erkenden almak için servet ödüyoruz, üstüne bir de hatalarını raporluyoruz. Ne güzel dünya değil mi?
Donanım Bile “Abonelik” Oldu
İşin rengi sadece yazılımla da kalmıyor. Geçen bir arkadaşım son model, elektrikli, otonom sürüşlü falan diye pazarlanan bir araba aldı. Arabanın koltuk ısıtması var, donanım orada, rezistanslar döşeli. Ama çalışmıyor. Neden? Çünkü aylık abonelik ücretini ödememiş. Kendi malınla rezil olmak tam olarak bu işte. Donanımı satın alıyorsun, ama kilidini açmak için fidye ödüyorsun.
Bu “sonra güncelleriz” hastalığı, firmaların tembelliğinden öte bir stratejiye dönüştü. “Roadmap” (Yol Haritası) diye bir şey çıkarıyorlar önümüze. “2024’ün ilk çeyreğinde şu özellik gelecek, ikinci çeyreğinde bu özellik açılacak.” Yahu ben o parayı 2024’ün sonunda ödemiyorum ki? Ben parayı şimdi, takır takır sayıyorum. Neden senin keyfini bekliyorum?

Bir de “Day One Patch” (İlk Gün Yaması) rezaleti var. Oyun dünyasından donanıma sıçrayan bir virüs bu. Fiziksel bir disk veya kartuş alıyorsunuz, eve geliyorsunuz, internetiniz yoksa o ürün bir çöp. Çünkü içindeki yazılım o kadar eski ve hatalı ki, firma kutulama yaptıktan sonraki 2 ay boyunca anca toparlamış ortalığı. Sizin o kutuyu açmanızın hiçbir romantizmi kalmadı. Kutuyu açmak, sadece bir indirme işlemini başlatmak için basılan bir tetik artık.
Kobay Olmaya Gönüllü Müyüz?
Peki, suç sadece onlarda mı? Çuvaldızı biraz da kendimize batıralım. O lansman günlerinde mağazaların önünde yatanlar, “Pre-order” (Ön sipariş) butonuna basmak için gece uykusuz kalanlar kim? Biziz. Biz bu yarım yamalak işlere prim verdikçe, adamlar da “Nasıl olsa alıyorlar, düzeltiriz sonra” rahatlığıyla at koşturuyor.
Teknolojik aletleri incelemeyi severim, mesleğim bu. Ama artık bir inceleme yazısı yazarken bile zorlanıyorum. “Şu an kamerası kötü ama firma haftaya güncelleme sözü verdi” diye biten cümleler kurmaktan yoruldum. Sözle peynir gemisi yürümez, güncellemeyle de donanım ayıbı örtülmez.
Eskiden “Bozulursa tamir ederiz” vardı, şimdi “Bozuksa güncelleriz” var. Ama o güncelleme gelene kadar geçen sürede yaşadığınız sinir harbi, o verdiğiniz paranın karşılığı değil. Bir yazılımcı olarak söylüyorum; kod hatasız olmaz, elbet “bug” olur. Ama temel fonksiyonları bile “beta” aşamasında olan bir ürünü “tamamlanmış” etiketiyle satmak, teknolojik gelişme değil, ticari ahlaksızlıktır.
Bir dahaki sefere o çok havalı, ışıklı mışıklı yeni cihazı almadan önce bir düşünün. Siz müşteri misiniz, yoksa maaşsız çalışan bir test elemanı mı? Eğer cevabınız ikincisiyse, bari CV’nize ekleyin de bir işe yarasın.













