MHP Lideri Devlet Bahçeliden Suriye Mesajı: Kritik Analiz ve Sonuçlar

Bahçeli, Suriye’nin kuzeyinde fiili kontrol alanları kuran SDG’nin yeniden inşa ve istikrar sürecine ayak direyen en büyük engel olduğunu vurguluyor. Mutabakatın uygulanması sürecinde SDG’nin özerklik ve federasyon taleplerinin Şam’ın birleşik yapı hedefiyle örtüşmediğini, İstanbul-Tel Aviv ilişkileri ve bölgesel dengeler bağlamında Türkiye’nin üniter yapı vurgusunun güç kazandığını belirtiyor.
Mutabakatın ruhu ile SDG’nin tarafı olmaya devam etmesi arasında giderek açılan uçuruma işaret eden Bahçeli, merkezi otoritenin güçlendirilmesi, terör örgütlerinin tasfiyesi ve kapsayıcı bir anayasanın hayata geçirilmesinin çözümün anahtarı olduğunu ifade ediyor. Bu bağlamda, 10 Mart 2025 mutabakatı, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu açısından dönüm noktası olarak görülüyor.
Bahçeli, SDG liderliğinin bu süreçte mutabakatın ruhuna uygun hareket etmediğini, özerklik ve federasyon taleplerini sürdürerek süreci oyalamaya çalıştığını söylüyor. Şam yönetiminin Suriye’nin bütünlüğünü koruma kararlılığına güç veren en önemli faktörlerden birinin Türkiye’nin açık ve kararlı desteği olduğuna işaret ediyor.
SDG’nin yapısal zayıflıkları ve sahadaki tablo üzerinde dururken, Mazlum Abdi’nin özerklik talebini sürdürmesiyle Şam yönetiminin siyasi birlik ve sınır bütünlüğünü tesis etme yaklaşımını koruduğunu ifade ediyor. Türkiye’nin üniter yapı vurgusu, sahadaki dengeyi doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. SDG’nin Fırat’ın doğusundaki ve batısındaki alanları kontrol etmeye yönelik ilerleyişinin, Arap çoğunluklu bölgelerdeki direniş ve yerel aşiretlerle olan dinamizmi itibariyle giderek zayıfladığı belirtiliyor.
Halep ve çevresi özelinde, 2025 sonlarında başlayan hareketlilik Halep’te SDG’nin varlığına karşı geniş çaplı bir operasyon sürecini tetikledi. Şam’ın ordusu, Deyr Hafir’i takiben Meskene ve 34 köy-kasabayı kontrol altına alırken, Rakka çevresinde birikmiş güçlerini güvenli hatlar halinde konumlandırdı. 17 Ocak’ta bölgenin askeri kapalı bölge ilan edilmesi ve sivillerin SDG mevzilerinden uzak durması çağrısı, merkezi otoritenin kararlı duruşunu ortaya koydu.
SDG’nin Kürtler ve Suriye içindeki konumu konusunda, Kürt topluluklarının ve Arap aşiretlerinin SDG’den memnuniyetsizliği ve Şam’ın egemenliğini tercih etmesi, olası bir çatışmada merkezi hükümete yakın duruşlar sergilediğini gösterdi. Mazlum Abdi’nin Fırat’ın doğusuna çekilme kararı açıklaması, sahadaki dengeleri değiştirse de 10 Mart mutabakatının uygulanması yönündeki önemli adımları sürdürmeye zorluyor.
SDG’nin üç temel önünde seçenek olarak Bahçeli, merkezi hükümetle bütünleşmeyi, mevcut statükoyu sürdürmeyi veya dış aktörlerden zaman kazanmaya çalışmayı sıralıyor. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri merkeze alınarak, SDG’nin “koruyucu şemsiye” arayışlarının zayıfladığına dikkat çekiyor. Net öneri, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü esas alan bir yaklaşımın benimsenmesi ve 10 Mart mutabakatının tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi yönünde.
Yeniden yapılanmanın anahtarı: Suriye ordusu olarak belirlenen görüşe göre, çatışmalar yerine ordu merkezli bir entegrasyon ve yeniden yapılandırma süreci gereklidir. YPG/SDG ve altındaki yapılanmaların hızla feshedilmesi ve ilgili kurumlara kalıcı olarak bağlanması, ilerleyen dönemde istikrarı sağlayacaktır. Şara’nın Kürt kimliğiyle ilgili adımları ve 13 sayılı kararname, Kürt vatandaşların Suriye’nin asli unsurları olduğunu tanıyarak birliğin güçlendirilmesine katkı sunacaktır.
“Suriye parçalanmamalıdır” ifadesiyle, Fırat’ın batısı ve doğusu arasındaki yapay bölünmelerin karşısında durulması ve üniter devlet yapısının korunması gerektiği vurgulanıyor. 10 Mart mutabakatının tüm maddelerinin uygulanması için adımların sürdürülmesi, SDG’nin Fırat’ın batısındaki varlığını sonlandırma hedefiyle uyumlu bir yol olarak sunuluyor. Türkçe ve Arapça konuşulan bölgelerde dilsel haklar dengeli biçimde ele alınırken, Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması gibi önerilerde çok dilli bir yaklaşım teşvik ediliyor.
Siyasi yapı ve anayasa konularında, Başkanlık sistemiyle istikrarı hedefleyen, kuvvetler ayrılığına dayanan ve çok partili temsilin güçlendirildiği bir anayasa çerçevesi öne çıkıyor. Kamu hizmetlerinde Arapça ağırlıklı resmi dil ile birlikte Kürtçe ve Türkçe gibi dillerin seçmeli ders olarak müfredata eklenmesi öneriliyor. Ayrıca, tüm Suriyelilerin “Suriye vatandaşlığı” altında eşit hak ve sorumluluklara sahip olması üzerinde duruluyor. Suriye’nin birlik ve bütünlüğünün sağlanması için kapsayıcı bir devlet anlayışının hayata geçirilmesi hedefleniyor.
Kapsayıcı yol haritası şu adımları içeriyor: 1) 10 Mart 2025 mutabakatının tüm maddelerinin eksiksiz uygulanması; 2) Federasyon ve özerklik tartışmalarının gündemden düşürülmesi ve üniter devletin güçlendirilmesi; 3) Yeni, kapsayıcı bir anayasanın hazırlanması; 4) Kürtler ile SDG arasındaki farkın netleştirilmesi ve bunun toplumsal düzeyde kırılması; 5) Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dahil edilmesiyle tüm asli unsurların kültürel haklarının dikkate alınması; 6) Suriye vatandaşlığı kavramının güçlendirilmesi ve tek resmi dil ilkesinin korunması; 7) Başkanlık sistemiyle istikrarın sağlanması, kuvvetler ayrılığı ve serbest seçimlerin güvence altına alınması; 8) Ekonomik ve siyasi olarak güçlü, bütünleşmiş bir Suriye’nin bölgesel istikrarın temel aktörü olması.












